SUVERMEZ YAYLASI

Köşe Yazıları / Ahmet Urfalı

SUVERMEZ YAYLASI

1-
Ortaokul öğrenciyken okumuştum Ziya Gökalp’in Ala Geyik şiirini.Şiir;

‘’Çocuktum, ufacıktım,
Top oynadım,acıktım.
Buldum yerde bir erik,
Kaptı bir Ala Geyik.
Geyik kaçtı ormana,
Bindim bir ak doğana’’ dizleriyle başlıyor,türlü maceralardan sonra,

‘’Yol verince gizli yurt,
Aldı bizi Bozkurt
Kaf Dağından geçirdi,
Türk Eline getirdi.’’sözleriyle bitiyordu.Şiirde geçen pek çok imge sanki çocukluğumu şifrelerini veriyordu bana.

Abdil dedemin ilk torunuydum.Bana karşı olan aşırı bir sevgisini o yaşlarda bile hissedebiliyordum. Keza anneannem Havva hanımın da sevgisinin farkındaydım.Dedemle ninem Türkmen kocaları olarak gelenek ve göreneklere çok bağlı insanlardı.Çocuk yetiştirmede de yetkin olduklarını da büyüdükçe anlayacaktım.Dedemin kendi ihtiyaçlarına yetecek kadar tarlası,bağı ve hayvanı vardı.İhtiyaç olan gıda ürünlerinin çoğunu ninemle beraber üretirlerdi.Bağ,tarla,koyun,kuzu derken hayat biteviye sürüp giderdi.Beni en çok yayla zamanı içine alırdı.Dedemin sülalesiEmirler ,Suvermez yaylasının en güzeli olan Yassıyurt’a konardı.Yassıyurt, Emir Dede zirvesinin hemen altında meyilli bir yerdi.Upuzun çimenliğin kenarlarını yavşan ve sığırkuyruğu öbeklerinin sarı çiçekleri süslerdi.Az ötede kuzukulağı ve ekşimenler gülümserdiYassıyut’un altındaki koruluktan gün boyunca kuş sesleri gelirdi.Ben keklik ötüşlerini en son orada dinledim.Hemen önünüzdeki çalının içinden bir kanat sesiyle havalanan bir keklik görmeniz mümkündü o zamanlar.Yaylanın her anı bir başka güzeldi.Ben burada sonradan okuduğum Uluğ Türkistan hayatımızın her safhasını yaşayarak öğrendim.Sonra Dede Korkut’u da okuyunca anladım ki, milli kültür uzun zaman diliminde sürekli akıp gidiyor, biz onun içinde yaşıyoruz. Bu Türkistan’dan kültürel bir aktarımdı Anadolu’ya.

Bu yarı konar-göçerlik adeta Oğuz Kağan döneminden taşıp zamanımıza gelmişti.Dikkatimi çeken bir husus herkesin olağanüstü mutlu olmasıydı.Yayla akşamlarında gençler alamaç adını verdikleri bir ateş yakıp etrafında oturarak türküler,manilersöylerdi.Gençlerin mutluluğu karşı tepelerden yankılanırdı. İkindi vaktinden sonra imece yapılan işler de kısmen azalma olunca gençler,gınkıraç oyunu oynardı.Yurdun en eğlenceli oyunu buydu.

Gıngıraç, yurdun en düzgün ve çimenli bol yerine kurulur. Oyun aleti iki parçadan oluşur:

a) 1.5 metre yüksekliğinde ağaçtan bir kazık
b) 4-5 metre uzunluğunda kiriş ağaç

Kazık yere çakılır. Kiriş ağacın ortası denilir ve kazığa çakılan çiviye geçirilir. Kiriş ağacın iki ucuna iki genç biner ve döndürülür. Ayakların yere vurulması ile hızla döndürülür. Ses çıkarması için dönme noktasına meşe kömürü konulur. Çıkardığı sesten dolayı bu ismi almıştır. Gençler hem dönerler ve hem de birbirlerine mani atarlar :

Kayık taştan kayarım
Hani benim ayarım
Ayarımı verseler
Nişanlımdan cayarım
Mendilimi işlerim
Ucunu gümüşlerim
Sevdiğimin adını
Cepkenime işlerim

Cuma günleri yurdun büyükleri genellikle yakın köylere Cuma namazına giderlerdi.Kadınlar ve çocuklar da Yassıyurt’un üst başındaki Emir Dede türbesine duaya çıkarlardı
.
Emir Baba, bütün Emirdağ halkının ortak manevi bekçisidir. Anadolu’nun Türkleştirilmesinde önemli görevler yerine getiren Emirdağ yöresi Türkmenleri,askeri fetihten sonra kurdukları tekke ve zaviyelerle kültürel yönden de çalışmaya başlamışlardır.Zaman içerisinde vefat eden ulu kişiler için türbe ve yatırlar yapılmış ve halkın türlü amaçlarla ziyaret ettikleri yerler haline gelmiştir.Emirdağ yöresi türbe ve yatırları ziyaret konusunda halkın duyarlılığı bulunmaktadır.Yatırlarabağlanmak,dilekdilemek,adakadamak,şifaummak,umut beklemek gibi amaçlarla yapılan ziyaretler yoğun olarak yaşamaktadır.Çocuk istemi ile yapılan ziyaret sonunda doğan çocuklara yatırın adı verilir.

Emir Baba’nın tarihi kişiliği aşağıdaki bilgilerden ibarettir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1-1530 Osmanlı belgelerinde Emirdağ yöresinde adı geçen ve bugün mevcut olmayan Emirâbidi köyünde oturan şeyhtir.

2- Battal Gazi’nin silah arkadaşı bir Türkmen beyi ve şeyh olduğuna dair kuvvetli deliller bulunmaktadır .

3-Asıl adı Abadi Veli’dir.Hacı Bektaşi Veli’nin ahfadından Mahmut Hayrani’nin büyük kardeşi Haydar Ata’nın oğludur.Horasan doğumlu olup 1200’lü yıllarda Anadolu’ya gelmiş ve Bizanslılarla yapılan savaşta şehit düşerek şimdiye türbesine gömülmüştür.Türbe,Emir dağlarının doruğunda olup bina örme taştan ve üstü kapalıdır.

Horasan erenlerinden olan Emir Baba kendi adıyla anılan Emir dağlarının doruğuna defnedilmiştir.Emir Baba’nın Selçuklu komutanlarından Afşin Bey, Emir Afşin ve Emir Mengücük’ün kimlikleri ile karıştırıldığı görülmektedir.

Yöre halkı tarafından ziyaret edilen Emir Baba, çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar gelmektedir.Doğan çocuk erkek olursa Emir adı verilir.Yaylacı Türkmenler mutlaka ziyaret eder,kurban kesip dilekte bulunurlar.

Emir Baba Çanakkale ve Dumlupınar Savaşları esnasında durmadan topla ateş ettiği, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında türbenin bulunduğu yerden top seslerinin geldiği rivayet edilir.Adaçal’ın eteğinde yatan Yorgun Dede ile haberleştikleri söylenir.
Carullah,Emirdağ’da yaşan Türkmen beyi Emir Baba’nın tek oğludur.CarullahSultandağ’ında oturan başka bir Türkmen beyinin kızını sever. Babası kızı vermeyince sevgililer kavuşamaz ve kısa zamanda ölürler. Carullah ve kız aynı yere yan yana gömülür. Buna kızan Emir Baba, Sultandağ’ını topa tutar. Her yıl Emirdağ’ından top seslerinin geldiği rivayet edilir.

Sultan Carullah ve Abdülvahab Gazi kardeştirler. Uç beyi olarak Bolvadin’e gelirler ve yerleşirler. İki kardeş bir gün sabır denemesine kalkarlar. Abdülvahab Gazi mendiline kar koyar, Sultan Carullah ise mendiline ateş koyar ve iki mendili tavana asarlar. Biraz sonra kar konulan mendilden yavaş yavaş su akmaya başlar. Sultan Carullah kardeşine söylenir: “Kardeşim, gördük ki sen sabırsızsın. Senin mendilin içindeki kar eridi su oldu, benim mendilim içindeki ateş ise kor oldu ama mendili yakamadı. Sen sabırsızsın, seni yüksekçe bir yere defnetsinler. Beni ise herkesin gelip geçeceği bir yere defnetsinler ve eğlenmek için mezarıma gelsinler.”

Yıllardan beri hayal etmişimdir; Emir Baba çevresini düzenleyerek iç turizme kazandırmak,orasının manevi havasını teneffüs etmek ne kadar hayırlı bir iş olurdu. Bu konuyla ilgili birkaç proje hazırlayarak hayata geçirmek çok mu zordu? Bunlar : Emir Baba üzerinde farkındalık yaratmak, bölgesel önemini vurgulamak, yolu kullanır hale getirmek, yatır çevresinde yer alan Gökkuyu -Dişkaya arasında teras gölet yaptırmak, yayladaki yılkı atlarını koruma altına almak, çevrede sosyal yaşam alanları oluşturmak, Emir Baba doruğunda seyir mekanları yapmak, Emir Baba yayla şenliği düzenlemek..olabilir.

2.

Ekrem Akurgal’ın kültür aktarımıyla ilgili tespiti şöyledir:‘’Türk kültürünün özünü bugün için bile Orta Asya’da yaşayagelen değerler oluşturur.Türklerin dillerinden başka özellikle, efsaneleri, töreleri ve âdetleri de Orta Asya kökenlidir.Bunlara, dönemlerinin birer Türk buluşu olan, yoğurt, pastırma, bulgur, tarhana gibi konserve türündeki somut kültür ürünlerini de eklemek gerekir.Selçuk kümbetleri Türk çadırının taşa aktarılmasından ortaya çıkmıştır.Kısaca söylemek gerekirse, o gün yaşamakta olan Türk halk sanatlarının büyük bir bölümü Türklerin ilk yurtlarından getirdikleri miras olup, bunlar uygarlığımızın en özgün yanını oluşturur.’’Uzunsüre belirli bir yerde yaşayan topluluklar, bazen tümüyle, bazen da kısmen başka yerlere göçerler. Bu göçlerin sebep ve biçimleri ne olursa olsun her göç hafızalarda derin izler, kolay kolay unutulması imkansız anılar bırakır. Bunun sonucu her aşiret yaşamaya karar verdiği yeni ortama, eski ana yurdundan kendini yansıtan adlar vermeye, “Damgalama” ya koyulur. Bu şekilde eski yurt, bu yeni topraklar üzerine “Taşınmış” yeni topraklar üzerine işlenmiş olur. Göç edilen yeni ortam, eski vatanda yaratılmış benliklerini, kimliklerini yansıtan kültürleriyle kültürlenir ve bütün yabancı elemanlardan arındırılır. Şimdi eski yurt, hafızalarda ve yeni vatan topraklarında yaşamaya devam etmektedir. İnsan gruplarının bu biçimde yerleşmesine “vatan ile göç ediş” adı verilir. Kültürel bağları, yeni toprakları vatan tutan grupta yeni bir “Anavatan” anlayışı yaratır. Coğrafyadan vatana geçiş sürecinde oymak görünümü kazanan insan gruplarının yaşadıkları yeni topraklara ilk vurdukları damgalar, yer belirleme işaretleri, yani “Yer Adları” dır. Yer adları, onları yaratan ve kullanan topluluklar için, kutsallaştırdığı ve vatan tuttuğu toprağın “Tapu Senetleri”dir. Türkler, Anadolu coğrafyasına, eski yurtları Orta Asya’dan “vatanları ile birlikte” göç ederek gelip yerleşmiş, buraları vatan tutmuşlardır.

3.

Gaza ve cihat ruhuyla fethettikleri ülkelere göçüp konan Türk boyları, yerleştikleri beldelere eski yurtlarının özlemini, sevdasını birçok hatıralarla birlikte nakşetmişlerdir. Bu bir nevi geçmişi bütün boyutları ile geleceğe taşımak anlamına gelir ki; bu özellik Türk milletine değişik coğrafyalarda ayakta kalma gücü veren ve dolayısıyla coğrafyayı vatan yapma sürecini hızlandıran ve pekiştiren özelliklerden biri diyebiliriz.

Bir bölgedeki yer adları bir araya toplanırsa bundan iki sonuç çıkar::

1) Coğrafyayı adlandırma, ad verme geleneği

2) Bu adların toplandığı yerin tarihi.

Bütün bunlar kültürün önemli bir parçası olan dilin tarihini aydınlatmak bakımından da önemlidir. Dil, birçok şeyin aynasıdır, bir milletin dilinde o milletin aksini buluruz. Dilimizde, çevremizde gördüğümüz hemen hemen her şeye bir isim bulabilmekteyiz. Bu, Türklerin hem dilleriyle hem de düşünce sistemiyle ilgilidir.

Türk’ün her ad verişinde görüldüğü gibi Suvermez yaylasında da aziz dilimizin su misali akıcılığını ve duruluğunu görmek mümkündür;

Aşağı Tahtalı, Yukarı Tahtalı, Kaleboynu, Karaağaç Boğazı, Fırganlıoğlu, Kapaklı, Toprakpınarı, Dallıtaş,Yumaklıseki, Göcenpınarı, Malıkayası, Selebeden, Ev kayası…

Adlarını taşıyan yerlerin sınırladığı Suvermez yaylasıda yurt isimleri de Türkçe’ye has güzelliği gösterir;

Aşağı ve Yukarı Tahtalı, Gez yayla, Gavur pınarı, Kuzukulağılı Dere, Yassıyurt, Kapaklı, Çiğilli, Gök Kuyu, Köseli Yurdu,Isıtma…

Sonra o pınarlar; Çiğilli pınar, Geyik pınarı, Gavur pınarı, Toprak pınarı, Göcen pınarı, Kurban pınarı, Isıtma pınarı…

Ve kayalıklara verilen kale adları; Gavur kalesi, Kazan kale, Düğnük kale, Kız kapan kalesi, Emir Baba, Kepenekli kaya, Çürük kaya, Sarı kaya, Diş kaya,Ev kayası, Ayı deresi…

Köy içindeki kuyular; Püsküllü kuyusu, Arifin kuyu, Emirin kuyu, Dayıoğlu kuyusu, Acı kuyu, Alişir kuyusu, Seydikuyusu…Geçmişten geleceğe uzanan hatıralardır.

Alın teri damladığında bereket fışkıran ovalar; At kuyusu, Dikili taş, Horanınaltı, Göynücek, Kademe, Kara Çöğçü, Ballık, Ağtaş, Boztoprak, Kırtma, Averen,Kocakır…

4.

Yüzyıllardan beri sürüp gelen bir tutkudur yaylaya çıkmak.Yaylacı, kaderini hayvanlarına bağlar. Hayvanlarla ilgili inanışları vardır:Koyunkutlu,atyiğittir.Çobanı da uğurlu sayar yaylacı. Tenha yaylaların dilidir,anasını görünce buzağıların böğrüştüğü. Türküsüdür yarısına gün vurmuş dağların,doru kısrak yanında delice taylar. Yaban çiçekleri ile bahar mutluluğunu paylaşır göçerler.Yaylacı, kaval sesi ile maverai duygulara dalar.Yüce tepeleri bekleyen türbenin sırrını anlatır,buğulu gözlerle yurdun kocaları.Yaylada yurt isimleri, bestesi ile güftesinin uyum sağladığı bir musiki nağmesidir.Şiir ezberlemek isteyenler, Yayla isimlerini bellesinler önce.Her tepenin, her koyağın, her derenin adı şifahi birer yazıttır,ötelerdengelmiş.Kendini daha özgür hisseder,topak evine oturup kurulduğunda bilge beyler.Bu yaylanın erkekleri bey, kadınları hanımdır.Herkes kendisinin efendisidir.Kişiler değil, töredir nizamı sağlayan.Dört mevsimi, dört ayrı yerde geçirir halk:İlkbahardayazlak,yazınyaylak,sonbahardagüzlek,kışın kışlaktır göçküncününyurdu.Her obanın bir dağı, bir pınarı vardır, bir de mütevazı türbesinde dedesi.Yaylaya göç, dikeyine ritmik bir ahenktir.Çünkü, Türk, yükseğe çıkar,gözü ve gönlü yüceliklerdedir.Ulu dağlar göçerlerle şenlenir,abat olur, canlılık bulur.Senfonik bir bestedir, Kuzu melemelerine karıştığında çocuk çığrışmaları.Ve hayatın kendini yenilemesidir bu.Yaylahavası;saf, kuru ve temizdir,kalbi ve akciğeri kuvvetlendirir.Bu yüzden insanı; sabırlıdır,diridir,temkinlidir,derinliklidir.Ona dıştan bakanlar, durgunluğuna aldanabilirler.Onun ruhunda; Destanlar çağından kalma bir kahramanlık,için için kaynayan ve patlamaya hazır bir yanardağ bulunur.

5.

Boztoprak’ın yoluna düşersin bir yaz ikindisinde.Toprak köpürmüştür ve her adımda bir toz bulutu kalkar havaya,genzi yakar toprağın kokusu.

Bahçeler bir vaha serinliğinde karşılar seni.Ağaçlar,bağlar,bostanlar konukseverliğin en abartılı ikramını sumak üzere senin gözlerinin içine bakarlar.Sen şükrünü kuşanırsın dilindeki binbir niyazla.

Sonra uzaklardan bir türkü gelir,gırtlak seslerinin baskın vurgulandığı.Kulak işitir,yürek burkulur.Ve gözyaşı olup süzülür yanaklara sonucu hüzün müdür,sevinç midir? Bilinmez.

‘’Suvermez bağında yeşil üzüm var
Eğlen kaşı karam bir çift sözüm var
Utandım da diyemedim yüzüne
Benim sende ta küçükten gözüm var’’

Burada insanlar arlıdır,haya ederler dile düşmekten ve utanırlar , sevdalarını yüze karşı söylemekten.Bu yüzden sevdalarının gizli lisanı olmuştur türküleri.Ve işte yine bu yüzden kopup gelir türküleri Gökkuyu’dan,Yassıyurt’tan esen rüzgarların önünde.Itırı,GeyikPınarı’nın baygın kekiğindendir,.serinliği,Çiğilli’nin berrak suyundandır.

Senin ruh güzelliğin sinmiştir tanburanınezgilerine.Halk ağzında ‘’Damracalı’’ , kayıtlarda ‘’TanburacıTürkmeni’’derler sana.Alıpgetirmişliğin vardır tanburanı,Türkmenistan koyaklarından Berriye’ye,Orta Anadolu’ya oradan da 15.yüzyıldan beri mührünü vurduğun SuvermezOvası’na.Seninobanın,soyunun bir adıdır Suvermez.Suyu vermeyen sen değilsin,bunubil.İskan edildiğin susuz-çorak topraklar ismin olmuştur artık.Yoksa senin ekmeğin yenir,suyuniçilir,sofranbereketli,gönlün ganidir.

Senin tanburan şimdi kimin evinin direğinde asılıdır,.kimin bağrında durmaktadır tezenesinin vurulmasını beklerken.

Senin beylerin oturur köşebaşında.Aç görse doyurur,çıplak görse giydirir.Hatırla o günleri,o günlerin sıralı-sayılı Türkmen beylerini.Şehritar’ın dediği gibi :

‘’Benim atam sofralı bir kişiydi
El elinden tutmak onun işiydi
İyilerin ahire kalmışıydı.’’

Beylik sürer gider.Çünküünvanı veren halktır.Halkınyargısıdır,doğruluğun bulunduğu yer. O soylu beylik bir Kerkük hoyratında dillenir:

‘’ Ben sana gözüm demem
Tane düşer kör olur.
Ben sana gülüm demem
Gülün ömrü er olur.
Ben sana derviş demem
Post giyer abdal olur.
Ben sana reyhan demem
Yaprak döker dal olur.
Ben sana paşa demem
Tahttan düşer azl olur
Ben sana beyim derim
Beyler daim bey olur.’’

Okuyanı,dinleyeni,söyleyeni bol olan bir yörenin , diyeceği söz tükenmez,onun hakkında konuşulacak söz de bitmez.

Sen tarihinden aldığın güç,
kültüründen aldığın tecrübe,
törenden aldığın dayanışma ile
yeni zamanların da gökteki yıldızı olmaya devam edeceksin.

  • Tarih: 01.12.2014 19:31
  • Güncelleme: 01.12.2014 17:37