Hayatın Gerçeklerini Yaşayarak Öğrenmek…

Köşe Yazıları / Hakan Karadağ

Hayatın Gerçeklerini Yaşayarak Öğrenmek…

Dünya hayatı sonlu bir hayat; doğumdan ölüme uzanan bir yoldur. Vakti gelen, yolunu tamamlayan dünyadan bir bir ayrılıyor Dünyada kazandıklarımız dünyada kalıyor. Elde ettiğimiz hiçbir dünyalık ahiret yolculuğunda bize eşlik etmiyor. Ancak Allah’ın rızasını kazanmak maksadıyla yaptığımız amellerimiz bundan müstesnadır.“Yapacağınız hayırları ancak Allah’ın rızasını kazanmak için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa, karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.”Bakara272

Hayat geçicidir, fakat insan burada kalıcıymış gibi davranır. İnsanın en büyük açmazı, dünyadan götüremeyeceğini sırtına yüklemeye çalışması ve onun altında ezilmesidir.

Mal ve mülk sevdası, makam ve mevki şehveti, şan ve şöhret hastalığı insanı bitiren, insanı tüketen, insanı yanıltan özelliklerdir? Bu çağ; hayali dünyanın hâkim olduğu, gerçeklerin ise kolaylıkla gözardı edildiği bir çağdır. Bu çağda sanal ilişkiler çok çabuk gelişirken, gerçek ilişkilerle kurulmuş olan bağlar bir bir kopuyor. Ve bu kurgulu dünyaların içerisine hapsolan insan gerçek olana dokunmakta zorlanıyor.yani teknoloji ve akıllı cep telefonları çok uzaklarla kolayca iletişim kurmamızı, çok uzaklarda olan bir olaydan anında haberdar olabilmemizi sağlarken, yakınlarımızla, yakın ve sahici ilişkiler kurmamızı engelliyor. Söz konusu sanal âlemde insanlar gezdikleri, yedikleri, içtikleri her ne varsa sosyal medya marifetiyle yayınlıyorlar. En nefis yemekleri, en güzel yerleri, enfes içecekleri yayınlama hususunda insanlar âdeta birbirleriyle yarışıyorlar. Gerçek dünyadaki yaraları sarmak, acıları dindirmek ancak sanal dünyalara mahkûm olmayanlar eliyle gerçekleşebilir. İnsanoğlu ilk peygamber Hz. Adem (a.s.)’dan bu yana çeşitli ırk, renk, mezhep, millet ve düşünce topluluklarına ayrılmış, ve dünyanın dört bir yanına savrulup, bu imtihan dünyasını kendilerine mesken edinmişlerdir. İnsanlığı başıboş bırakmayan, bizi bize teslim etmeyerek merhamet eden Allahu Teâlâ, toplumun gidişatının insanlık faydasına iyi şeyler olmalıki herkes kurtulsun. Kur’ân-ı Kerîm’i göndermiştir. ilahi kitabımızda Asr Suresi’nde Allah (c.c.) zamana yemin ederek, insana, zamanın ve zamanının değerini hatırlatmış ve ancak Rabb’ini tanıyanlar ve doğru işler yapanların zamanı iyi değerlendirmiş olacağını vurgulamıştır.

Zaman, pratik hayat açısından, bir başlangıcı bir de sonu olmak üzere iki üçlüdur. Bu iki üç arasında insan; doğar, yaşar ve ölür. İnsanı bu zaman süreci içinde diğer canlılardan ayıran, toplum içinde yaşarken, sosyal çevre, din, kültür, yaş ve cinsiyet gibi değişkenlerin, onu etkilemesi ve değiştirmesidir. Dolayısıyla insan değişken yapıya sahip bir varlıktır. Bu değişkenliğini müşahede etmek için sadece geçmiş toplumların yaşadıklarına bakmamız ibret almak için yeterli olacaktır.

Toplumların zaman ve mekana göre değişmesini doğal olarak kabul etmekle birlikte bu değişimi bizzat farketmenin ayrı şeyler olduğunu da bilmekteyiz. Bugün, sosyal çevremizde olsun aile yaşantımızda olsun, birçok şeyin eskiden bildiğimiz ve gördüğümüz gibi olmadığını müşahede etmekte, hatta bazen bu durumdan kaygı duymaktayız.

“Şüphesiz Allah, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, o toplumun durumunu değiştirmez.” (Râd Suresi,11)

Cenab-ı Allah zamanını en iyi şekilde değerlendiren, hayır işlerinde öncülük eden, çoluk çocuğuna ailesine toplumuna sahip çıkıp onları dinini bilen, toplumuna faydalı olanlardan kuran-ıkerimi okuyarak anlayarak hayatına uygulayanlardan eylesin inşallah.Amin!!!!

“Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”(Asr Suresi,1-3)

  • Tarih: 04.05.2018 13:56