ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -9- BÖLÜM...

Köşe Yazıları / Nusret Özkan

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -9- BÖLÜM...

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -9- BÖLÜM...

Birinci sınıfı başarıyla tamamlamış, yeni öğretim yılında ikinci sınıfa geçmiştim. Karnede 7'den aşağı notum yoktu. Sınıfa oturduğum zaman, geriye dönüp baktım, yine tanıdık yüzlerdi büyük çoğunlukla. Atila GÜRKAN(Cet sarı), Ahmet ÖZDEMİR(kokteyl), Yakup ÖZKAN, Kenan SAĞLAM, Özdemir GÜLER, Kasım DENİZ, Sait GÜL, Yaşar DEMİRKAZIK, Musa ÖZKAN, Mevlüt KİREÇ, Adil DEMİR, Tuncay DÜDÜK, Kadir KÖSE, Mahir PALA, Hamza YÜKSEL, Yasemin MAVİLİOĞLU, Ayten TAPMAZ...yola devam ediyorduk...Ramazan UYAR, Memet ACET ve Hüseyin MIZRAK...yeni sınıfta yoklardı.

Görünen o ki, sınıfımızın hababamlık özelliği devam edecekti. Henüz dersler başlayalı birkaç hafta olmuştu. Matematik Öğretmenimiz Habip KOPARAN sınıfa girdi."Çıkarın kağıtları, sınav yapacağım. Sıraların üzerinde, gözünde bir şey kalmasın. Kuş beyinliler sizi, her taşın altından siz çıkıyorsunuz. Hepinizi hizaya getireceğim.."diye yağıp, gürlüyordu. Ne de olsa öğretmenimizdi, çekiniyorduk. "Bana soracağınız bir şey var mı?"diyerek sınıfa yöneldi. Kimseden ses çıkmayınca,"Başlayabilirsiniz.."dedi ve kürsüye yöneldi. Defteri imzalamak için sıraya oturmasıyla kalkması bir oldu. Öğretmenimiz,"yandım anam..."diyerek bir çığlık attı ve kapıya yöneldi, çıktı, gitti...Bizler şaşkın, neler oluyor..."diye birbirimize bakarken, çok geçmedi, ellerinde odun sopası Süleyman YIMAZ, M.Ali ERGENÇ, Saim BARIŞ ve Mustafa AKYIDIZ adlı dört öğretmen ve idarec idareci Hasan BAYRAM sınıfa girdiler."Arka üç sıra ayağa kalksın ve bizi takip etsin.."dedi. Mevlüt KİREÇ, Kenan SAĞLAM, Atila GÜRKAN, Kasım DENİZ ve Yakup ÖZKAN öğretmenleri takip ettiler. Biraz sonra sınıfa döndüklerinde hepsi perişan vaziyettelerdi. Görünen o ki, adamakıllı bir dayak yemişlerdi. Sonradan öğrendik, bunlara bir şey demeden öğretmenler odasında odun sopalarla "vur ha vurmuşlar", belki, ömürlerinde böyle bir dayak yememişlerdi. Arkadaşlarımızın kimisi hırsından ağlıyor, kimisi de acıdan kıvranıyordu."Olay neydi, arkadaşlar neden dayak yemişlerdi"kimse bilmiyordu. Sınav da yarıda kalmıştı. Teneffüse çıkınca öğrendik ki, sivri tarafları yukarı gelecek şekilde sandalyeye dizilen raptiyeler, Habip Öğretmenin kaba etlerine batmıştı. O raptiyeler kim tarafından oraya konulmuştu, bilinemedi, İki yıllık arkadaşlar bu eylemi yapmamışlardı. Bu tuzağı hazırlayan günlerce de bulunamadı. Şüpheler adını anımsayamadığım, babası askeri garnizonda görevli, bir kız arkadaşımızda yoğunlaşmıştı ama kanıtlanamadı...

Okul çıkışında, eve gitmeden, mutlaka Kel HASAN'ın kahvesine giderdik. Arabacılar Sokağı'nda, ikinci katta bir yer olduğu için, kendimizi güvende hissederdik. Bir de yaşımız küçük olduğu için diğer kahvelere gidemezdik. Buraya giden grubu da Atila BİÇER organize ederdi. İbrahim SAYIN(Karadayı), Ahmet ÖZDEMİR(Kokteyl), İbrahim DEMİREL, A.Hikmet ATEŞ, Zeki KARTAL(fısaratsız), Cemil MANAV, A.İhsan KAHYA(Gabak), Şükrü ÇİÇEK(Domdom), Erdoğan UYAR, İsmail UYAR, Vedat TURAN, Özcan EMEK, Özcan KARGILI, Vedat Celal ALP...okul sonrası kahvenin aboneleriydik...Sezai KESKİN ve Faik KESKİN kahvehane sahibi Kel HASAN'ın yeğenleri oldukları için, içeri girip oyun oynayamazlardı...Oyun dedin mi Atila'dan sorulurdu. Hangi karede kim oturacak, kim kimle eş olacak, oyun kaç paradan başlayacak, kurallar neler olacak, kağıtları eline alır, ayakta açıklar, oyunları öyle başlatırdı. Poker en revaçta oyundu. Karadayı, Kokteyl, Ali Hikmet, İbrahim ve Zeki arasındaki poker maçları kıran kırana geçerdi. Bizim grup daha çok okey, konken ve pişti oynardık.

Kel Hasan, iyi bir işletmeciydi. Her gün kahvede yemek pişirirdi. Kesintisiz her gün sadeyağlı bulgur pilavı, kuru soğan ve ayran menüden eksik olmazdı. Kahvedeki bütün çocukları doyururdu, bulgur pilavı yemeğinden para almazdı.

Bazı günler kahveye gitmeyen arkadaşlar, top sahasının kenarındaki söğüt ağacının altına şarap içmeye giderlerdi. A.İhsan KAHYA, Fikri OKUTAN, Hayati BİÇER, Hasan ÖZDEMİR burasının müdavimleriydi. Çay deresinin tozlu yollarında atılan voltalardan sonra, şarabı yudumlamak, havas olduklarını anlatmak ayrı bir keyif veriyor olmalıydı....Ben bira içerdim, şarap pek içmezdim. Her şeyden önemlisi, arkadaşların sohbetinde bulunmaktı...

  • Tarih: 06.07.2020 23:42
  • Güncelleme: 07.07.2020 04:21