ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -19. BÖLÜM...

Köşe Yazıları / Nusret Özkan

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -19. BÖLÜM...

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -19. BÖLÜM...

Sınıf Öğretmenimiz M.Ali ERGENÇ, heyecanlı bir şekilde sınıfa girmiş, bize sesleniyordu: "Arkadaşlar, eğitici çalışmalar çerçevesinde okulumuz öğrencileri arasında münazaralar yapmaya karar verdik. Kurada bizim sınıfla 6 ED./A sınıfı eşleşti. Bu yarışmada sınıf ekibinde yer almak isteyen arkadaşlar var mı?" diye sınıfa sordu. Önce kimseden ses çıkmadı. Ben parmak kaldırdım, ardımdan Ahmet EMEK, Faik KESKİN ve Ekrem KARAMANLI kaldırdı. Ayağa kalktık. Öğretmenimiz ekibe başarılar diledi. Tartışılacak konu: "KİŞİYİ SUÇ İŞLEMEYE İTEN ETKEN TOPLUM MUDUR, YOKSA KİŞİNİN KENDİSİ MİDİR." Bizim ekip, ikinci seçeneği savunacaktı: "KİŞİYİ SUÇ İŞLEMEYE İTEN ETKEN KİŞİNİN KENDİSİDİR..." M.Ali Bey, bizlere birtakım öğütlerde bulundu ve yarışma gününe kadar hazır olmamızı istedi.

Ekip olarak, okul çıkışında Şehir Parkında bir araya geldik. Faik arkadaşımızı, grup sözcüsü olarak seçtik. Adnan AZAZİ, bu konuda babasından yararlanabileceğimizi söyledi. "Ben bir koşu gidip babamla görüşüp, geleyim. Beni bekleyin ..." diyerek, adliyeye gitti. Biraz sonra döndüğünde, "Arkadaşlar, babam yarın öğleden sonra sizleri makamında bekliyor..."dedi. Hepimizi bir heyecan sarmıştı. İşimiz de gerçekten zordu. Rakibimizin konusu daha avantajlıydı. Sanki maça 1-0 önde başlayacaklardı.

Ertesi gün okul çıkışında, Adnan arkadaşımızla birlikte adliyenin yolunu tuttuk. Babası bizi güler yüzle karşıladı. Çayın yanında bizlere kuru pasta ikram etti. "Merak etmeyin çocuklar, sizlere elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışacağız. Diğer yargıç arkadaşlarla da konuştum, onlar da severek yardımcı olacaklar."dedi Adnan'ın babası. Çaylarımızı içtikten sonra her birimiz bir hakimle görüşmek üzere odalarına gittik. Hakimler bize toplumun asla benimsemeyeceği yüz kızartıcı suçlardan dosya örnekleri gösterek notlar aldırdılar. Kişisel suçların akıl almazlarını öğreniyorduk dosyalardan. Çalışmalarımızı tamamlayarak, adliyeden ayrıldık.

Parka gelip, son bir değerlendirme toplantısı yaptık. Çalışmalarımızı en ince ayrıntılarına kadar değerlendirdik. Hangi örnekleri kimin vereceğini kararlaştırdıktan sonra hafta sonu yapılacak münazaraya artık hazırdık.

Münazara okulumuz konferans salonunda yapılmıştı..İlçeden gelen konukların yanında, öğrenci arkadaşlar salonu doldurmuştu. 6 FEN-A sınıfını temsilen FAİK, AHMET, EKREM ve ben sahnede yerimizi almıştık. 6 ED.-A sınıfını temsilen de Ömer ŞEN başkalığındaki grup yerini almıştı. M.Ali ERGENÇ, Şahabettin ÜNLÜ, Hulusi KARACA ve Cemalettin BEKTAŞ'tan oluşan jüri heyeti de, salonda, önümüzde yer almışlardı. Kura çekimi sonrası, yarışmaya rakibimiz başlamıştı. Verilen sürede konuşmasını tamamlayan arkadaş oturuyor, diğer gruptan bir arkadaş kalkıyordu. Her iki taraf da mükemmel yarıştığından yarışma kıran kırana geçiyordu. En sonda grup sözcüleri savunmalarını yaptılar. Faik öyle güzel konuşmuş, seyirciyle diyalog kurmuştu ki, konuşmasının bitiminde çılgınca alkışlanmıştı. Jüri değerlendirmesini yapmıştı. Evraklar sunucuya teslim edilmişti. Sunucu da her öğretmenin verdiği puanı tek tek açıklıyordu. En sona Hulusi Bey'in puanlarının açıklanması kalmıştı. Diğer üç öğretmenin puanlaması birbirine yakındı. İki rakip arasında 20 puan fark vardı. Hulusi Bey'in vereceği puanlar birinciyi belirleyecekti. Hulusi Bey, bizim gruba 10(on), rakibimize 90(doksan) puan vermişti. Hulusi Bey'in yaptığı adaletsiz puanlama herkesi şok etmişti. Puanlama resmen kasıtlıydı. M.Ali Bey, sinirli bir şekilde salonu terketti. Biz de ekip olarak, salon kapısının önündeydik, hepimiz hala şoktaydık. Bir ara Hulusi Bey, yerinden kalktı, bize doğru yönelip, sırıtarak, Faik'e doğru küfürlü bir sataşma yaptı. Faik, grubun en önündeydi. Lafı duyunca çıldırdı sanki: "Hocam ben babamı toprağa yeni verdim. Sen benim babama nasıl küfredersin..."diye bağırdı. Tam saldıracaktı ki, tuttuk Faik'i... O'nu zorla aşağı indirdik, binadan dışarı çıkardık. Hep beraber parka gittik...

Ertesi gün okula geldiğimizde, Müdür Başyardımcısı Hasan BAYRAM öğretmenimiz bizi bekliyordu. Disiplin suçu işlediğimiz için ifademizi alacaktı. Dört arkadaş, Hasan Bey'in odasına geçtik. Önümüze konan savunma kağıtlarına ne yazacağımızı bilmiyorduk. Hasan Bey,"Söyleyeceklerimi aynen yazın..."dedi ve savunmamamızı kendisi yazdırdı. Ceza almadan kurtulmuştuk. Öğretmenimizin elini öpüp, odasından ayrıldık.

Sınıfa girdiğimde Hulusi Bey, bir şeyler anlatıyordu. Yerime doğru yönelmiştim ki,"Oturmadan sana bir şey söyleyeyim şinik kafa" diye bana seslendi. Açıktan beni tahrik ediyordu. Kendime hakim olmaya çalışıyordum. "Arkadaşların gittikten sonra, sahneye çıkıp da rakibinizi tebrik etseydin, dersten bırakmayacaktım, geçecektin..."dedi. "Sağolun hocam, benim yerim onurlu bir şekilde arkadaşlarımın yanında yer almaktır..."diye cevap vermiştim. Hulusi Bey, neye uğradığını şaşırmıştı."Otur yerine terbiyesiz..."diye bağırdı. "Hocam sınıfta kalmak benim için şereftir..."dedim ve yerime oturdum. Hulusi Bey, köpürüyordu. Allahtan ki, zil imdada yetişti. Hoş olmayan ortam bitmişti...
Nusret Özkan / Öykü / Yazı / Hayat Kesiti

  • Tarih: 11.10.2020 22:34
  • Güncelleme: 12.10.2020 13:07