ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -16- BÖLÜM...

Köşe Yazıları / Nusret Özkan

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -16- BÖLÜM...

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -16- BÖLÜM...

Ortaokul son sınıfta başlamıştı karşı cinsiyete ilgi. Çocuksu da olsa, sevdalanıyorduk. Bazı arkadaşlarımız aradan yıllar geçse de unutulmaz öğrenci aşkları yaşamıştı. Özellikle lise 2.sınıfta ilgi daha da bir ortaya çıkar olmuştu. Sınıfımızdaki arkadaşlardan çok, koridordaki diğer sınıflardaki kızlar ya da çoğu arkadaşın yaptığı gibi alt sınıflardaki kızlarla arkadaşlık tercihi öncelikliydi. Teneffüslerde okul bahçesinde tur atarken görmesek bile, bir sonraki teneffüs sınıflarının bulunduğu koridorlarda ya köşelerde bekler ya da volta atardık. Şimdiki gibi yan yana ya da el ele yürümek ne mümkündü. Bakışmalar çoğunlukla uzaktan olurdu. Okul çıkışlarında dağılırken çoğunluğun güzergahı ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI olurdu. Kızlar birkaç adım önde, erkekler genelde birkaç kişilik gruplar halinde arkadan yürürlerdi. Kızın arkadaşıyla kolkola giderken arada bir arkaya dönüp bakması, gülümsemesi en büyük mutluluktu. Bu gidişler kızın evlerine girdiği ana kadar kimi koldan Hoşafoğlunun sokağın tepesine, kimi koldan Bolvadin Köprüsü'ne, kimi koldan Ofise kadar sürerdi. Yeni Mahalle'ye gidenler Bandiklerin değirmene kadar, İncili Mahallesi'ne gidenler hastanenin arkasındaki tepeye kadar çıkarlardı. Çoğu delikanlı ertesi gün havas olduğu kızın kaçta okula gideceğini bildiği için yollarda yerlerini alırlar, kızlar önde okula kadar yürünürdü. İlk başlarda yazışmalar kokulu kağıtlarla olurdu. Duygular kısa notlar halinde yazılır, okulda kitap aralarında birbirlerine verilirdi. Yine o yıllarda, önemli günlerde askeri garnizonun salonunda yapılan müzikli öğrenci eğlenceleri, en önemli buluşma etkinliğiydi. Kızlar ortada oynarken ya da dans ederlerken erkekler kenarlarda, sinema dairesinin bulunduğu üst balkonda göz ucuyla onları izlerlerdi. Bazı geceler arkadaşını görmeye giden delikanlının yanında birkaç arkadaş da gider, görüşme bitene kadar, çevrede nöbet tutarlardı. İlk gençlik aşklarıydı lise aşkları. Üniversite yıllarına kadar devam eder, kız ya da erkeğin üniversiteye girmesiyle çoğu biterdi. Bilemiyorum ilk gençlik aşklarını evlilikle taçlandıranlar oldu mu?..

Emirdağ Lisesi öğretmenlerinin çoğu futbolu seviyorlardı. Bu nedenle sık sık öğrencilerle kaynaşıp, maç yapıyorlardı. Özellikle M.Ali ERGENÇ, bu konuda çok farklıydı. Bir ara karar verildi, okul bahçesinde sınıflar arası futbol karşılaşmaları, finali de Askeri Garnizon'un sahasında yapılacaktı. Kuralar çekildi, maçlar başladı."Erdoğan GÜLBİTEN, Selahattin ÖZOKÇU, Mehmet BİLİR, Faik KESKİN, Osman Çınar DURMAZ, Yusuf TUĞLU, Ahmet YÜRÜÇ, Vedat Celal ALP, İbrahim SAYIN ve Nusret ÖZKAN"'dan oluşan sınıf takımımız maçlara hızlı başlamıştı. Önüne gelen sınıf takımını farklı yeniyorduk. Kurt Yılmaz'ın yer aldığı 5 ED./A sınıf takımı da kazanarak geliyordu. Sonunda iki takım finale kaldı...Final maçı Askeri sahada yapılacaktı. Orta hakem M.Ali ERGENÇ öğretmendi. O gün de nasıl yağmur yağmıştı, saha çamurdu. Bu bize avantaj sağlıyordu. Karşı takımın oyuncuları bize göre daha yaşlıydı. İlçeden gelen futbol severlerle, öğrenciler kalabalık bir seyirci topluluğu oluşturmuşlardı. Maç oldukça çekişmeli geçiyordu. Top bir o kalede, bir bizim kaledeydi. Kalecimiz Erdoğan GÜLBİTEN harika kurtarışlar yapıyordu. Oyun üstünlüğünü ele almıştık. İlk yarıyı İbrahim'in golüyle 1-0 önde bitirmiştik. İkinci yarıda rakibimiz Kurt Yılmaz'ın attığı golle beraberliği sağlamıştı. Yediğimiz golden sonra karşı kaleyi ablukaya almıştık. Akın üstüne akın yapıyorduk. Bir ara kaptanımız Yusuf TUĞLU'nun ortasına şahane bir vole vuran Ahmet YÜRÜÇ'ün attığı golle 2-1 öne geçtik ve maçı da bu skorla kazanmıştık. Başta Hulusi KARACA öğretmen ve edebiyat şubesi öğrencileri şok olmuşlardı. Kendilerinden öyle emindiler ki, bizi rahat yenip şampiyon olacaklarını zannediyorlardı. OYSA ŞAMPİYON YENİLMEZ ARMADA 5/FEN-A sınıfı olmuştu...

Uyanık'ın kahvesinden ayrılmış, yine aynı sokakta Turan ÜNLÜ (Kömbe)'nün kahvesine çıkıyorduk. Turan yaşça bize daha yakın ve nazımızla oynayan bir arkadaş olduğu için tercih etmiştik. Büyüklerimiz ara kahveye çıkarlardı. Emirdağ'ın en tercih edilen kahveleri aynı bölgede bir zincir oluşturmuşlardı. "Koçero'nun Kahvesi, Fişo'nun Kahvesi, Ara Kahve ve Kömbe Turan'ın Kahvesi..." Akşam karanlığı çökmeden önceye kadar oyun oynardık. Kahveden çıkınca grup halinde ya Yıldız Tepe ya da Bolvadin Köprüsü'nün önünden başlayarak, çay deresinin kenarından Askerlik Şubesi'ne kadar yürürdük. Yürüyüş sırasında ne sohbetler yapardık. A.İhsan KAHYA, Faik KESKİN, Yusuf TUĞLU, Osman Çınar DURMAZ, Vedat Celal ALP, A..Kadir SÜLLÜOĞLU, Mehmet BİLİR ve ben bu grubun daimi elemanlarıydık. Bir gece kahvenin önünde kaldırımda oturmuş, sohbet edip, çay içiyorduk. GÜLÜ DAYI da dükkanın önünde ıslık çalarak, gelip geçen arabalara trafik polisi gibi yön veriyordu. Bir ara eczanenin köşesinden 01 plakalı bir otomobil caddeye girdi. Gülü Dayı, aracı durdurdu, sürücüye bir şeyler söylüyordu. Adam otomobilden inmiş, Dayıya yalvarırcasına bir şeyler söylüyordu. Kalkıp, yanlarına gittik. Dayı adamı sıkıştırmış, hangi partili olduğunu soruyordu. Adam ne yapsın, yabancı bir yer, siyasetin hızlı olduğu zamanlar, başına iş almak istemiyordu. Gülü Dayı, hasta DEMOKRAT PARTİLİYDİ...Adama dönüp,"Beyefendi küçük partilerden birinin adını atın, kurtulun..."dedim. Adamcağız, dayıya dönüp:"Demokrat Partiliyim beyefendi..."demez mi...Dayı bunu duyar da durur mu: "Vay gardaşım benim,aslan gardaşım..."deyip, durmaksızın adama sarılıyordu. Adamcağız kurtulacağını zannederek sevinirken, Dayı: "Hepiniz misafirimsiniz, sizi ölürüm de bırakmam..."diyordu. Adama dönüp:" Beyefendi, yapacak bir şey yok. Dayı'nın bir süre misafiri olun. Hem de dinlenmiş olursunuz. Sonra gidersiniz..."dedim. Adam çaresiz kabul etti. Dayının evine geçtiler...Ertesi gün duyduk ki, Gülü Dayı, yumurtalı pide ikram ettikten sonra gitmelerine izin vermiş...

O yıllarda Emirdağ şehir meydanında renkli simalar yaşardı...: Göçü, Cukcuk Musa, Agucu, Battal...Göçü uzun boylu, iri bir adamdı. Genellikle meydanda yatardı. Kızdırdılar mı, bağırır, ceketinin yakasını ya da üzerindeki elbiseyi ısırırdı. Cukcuk Musa'nın küçücük bir kafası vardı. Bu yüzden "cukcuk"derlerdi. Milletin gaza getirmesiyle, Göçü'yü çok kızdırırdı. İkisi hiç geçinemezlerdi. Agucu bizim komşumuzdu. Önceleri tek araba kullanır, para kazanırdı. Sonraları psikolojik sorunlar yaşayınca o da meydandan ayrılmaz oldu. Elini arkasına vurur, at gibi koşar, sonra da kişnerdi...Battal, elinde tefi, kına gecelerinin kadınlar tarafında bulunmaz çalgıcısıydı...Meydanda da ayakkabı boyar, türkü söyler gezerdi...Meydanın iki siması daha vardı ki, her gün onları da görmeye alışmıştık. Ayakkabı boyacısı ve çekirdekçi Gasalak Emmi ve onların önünde şambali ve halka tatlısı satan Arap Emmi...

  • Tarih: 31.07.2020 14:55
  • Güncelleme: 31.07.2020 15:06