KUTSAL KOALİSYON

Köşe Yazıları / Ömer Özkan

Demokrasimiz önemli günler yaşıyor.Plak döndü döndü, yine "koalisyon"a takıldı. 27 Mayıs'tan sonra 43 yılda 36 kez hükümet değişikliği yaşanmış. Hükümetler kurulmuş, hükümetler yıkılmış... ardından koalisyonlara gidilmiş. Bu film, birileri tarafından sürekli oynatılmış... başa döndürmüşler, tekrar oynatmışlar... bir daha... bir daha. Ah... kutsal koalisyon sen nelere kadirsin. İktidara gelmenin hayalini bile kuramayanlara umut oluyor, ülkenin kaderiyle oynama olanakları veriyorsun.

"Eski Türkiye" buydu. Darbeler ve koalisyonlar ülkesi. Koalisyon demek istikrarsızlık demektir. Koalisyon demek,ekonomik ve siyasal krizlere davetiye çıkartmaktır. Ama koalisyon ne olursa olsun, Türkiye gibi ülkelerde zenginlik yaratamaz. Zira, gelişmekte olan ülkelerin zaman kaybına tahammülleri yoktur.Koalisyonlar her durumda gelişimi hızlandıramaz, tersine köstekler. Ülkemiz koalisyonları çok iyi tanır. Parlamenter sistemimiz bu illetle çok tanıştı. Ne yazık ki hepsi hüsranla sonuçlandı. Bakınız... İtalyan Parlamentosu koalisyonu yasaklayan bir yasaya imza attı. Koalisyonlar parlamenter sistemin ayıbıdır. Bu ayıp: "Ne yapalım... halkımız böyle istedi" türünden yorumlarla örtülemez!

Statükocular, algı operasyonu yaratmada ustadır. Parlamenter sistem asla yüz ağartmadığı için, bu süreçte başkanlık sistemi sık sık gündeme gelir.Baksanıza, bütün tutucular aralarındaki sürtüşmeleri bırakıp başkanlık sistemine karşı muazzam bir cephe oluşturdular. Laikler cephesi, dindar-muhafazakar iktidara savaş açtı. Ama bu savaş neredeyse sınıf savaşından da keskin görülüyor.

Başkanlık sistemini asla tartışmaya yanaşmıyorlar. Tek amaçları; ülkemizi, hatta Yakın-Doğu'yu, Afrika'nın büyük bir bölümünü bataklıktan çıkarmaya kollarını sıvayan bir lideri Cumhurbaşkanlığından düşürmek... onu itibarsızlaştırmak. Dün: "Şeriat getirecek" diyorlardı.Bugün "diktatörlük" teması işleniyor. İftira ve çamur atmaya ağırlık veriyorlar. Yarın da, yarınki koşullara göre başka şeyler bulacaklar. Siyaset simsarlarının temel karakteri faydacılıktır... yani, makyavelizmdir. Makyavelistler çıkarları uğruna her şeyi... ama her şeyi mübah görürler. İşin garibi, kendilerini tertemiz demokratlar yerine koyanlar da bu nefret cephesiyle ortak hareket ediyor.

Başımıza ne geldiyse bu parlamenter sistemden geldi.Türkiye darbeler ülkesi olmaktan kurtuldu mu bilmiyorum? Bugünlere kadar askerler milli iradeye asla saygı göstermediler. Taşlar yerine yeni yeni oturuyor. Militarizm başta yazar-çizerleri, ilericileri, solcuları, dindar İslami kesimi, Alevileri,Kürtleri... kısacası demokrasi isteyen bütün çevreleri ezmedi mi? Hele hele Kürtler,.. yalnızca Kürt oldukları için asimilasyon ve inkar politikalarına kurbanı edilmediler mi? Ülkemizde en çok Kürtler aşağılanmadı mı? Bu çarpık gidişi, bu ceberrüt devleti her zaman parlamenter sistem omuzladı... parlamenter sistem devam ettirdi, yaşattı. Peki, demokrasi havarisi kesilen ilericilere ve Kürtlere ne oluyor? Elini her zaman taşın altına koyan,devlete çöreklenen vesayetçi güçleri gerileten, yeteri kadar olmasa da, demokratik gelişimi Eski Türkiye'ye oranla inanılmaz derecede hızlandıran bir siyasi lideri neden istemiyorlar? Bugün, demokrasi mağdurları her şeyi unutup, "başkanlık sistemini istemezük" diye kazan kaldırıyor.

Selahattin Demirtaş kalkıyor: "Başkanlık sistemine giden yolu kestik" diye nara atıyor, zil takıp oynuyor. "Biz barajı aşmasaydık Tayyip diktatör olacaktı. Türkiye'yi biz kurtardık!" diyor. Vay canına vayy!... Kürt milliyetçileri ya da Kürt Solu bile TC'nin yükselmesini istiyormuş da haberimiz yok. Ne güzel... ne güzel bir gelişme!

Muhalefetin havasından geçilmiyor. 7 Haziran seçimlerini sanki küçükler kazandı.Sanki halk bunları baş tacı etti de,% 41 oy alan ana partiye, AK Partiye tekme vurdu. Algı operasyonu böyle olmalı işte. Müsaade ederseniz ben de tersinden okuyarak şöyle bir akıl yürüteceğim: Örneğin, HDP'ye soralım: "Hey HDP tamam sen aldın ve barajı aştın... tamam güzel! Fakat geride kalan %87 seni destekliyor mu? Hayır! Aynı şekilde halkın %84'ü MHP'yi, %75'i de CHP'yi desteklemiyor. AK Partiyi de %59 desteklemedi. Ama şöyle bir gerçek var ki; alınan oy oranıyla, destek vermeyenlerin oranı arasındaki fark 18 dir.CHP'de bu rakam 50, MHP'de (%84 - = 68). HDP de ise daha fazla (74) dır. Hal böyle iken bölük pörçük oy alanlar hep bir ağızdan: "Halkımız AK Partiyi istemedi" yaygarasına ağırlık veriyorlar. İnsaf beee!

15 Yıl geçmeden yine koalisyonlara döndük. Siyaset bezirganlarına, şovmenlere yine gün doğdu. Ama hiç yeşillenmeyin beyler! Zira. ülkemizde koalisyonlar devri kapanmıştır. Bugün ana muhalefet partisi bile 36 ilde milletvekili çıkartamadı. Öteki iki partinin durumu zaten içler acısı.Çünkü, siyaset yaptıkları ülkenin %75'inde yoklar. Eskiden koalisyonlar kurulurdu. Ama,koalisyonun en küçük ortağı bile, ülkenin her yanında şu ya da bu biçimde vardı.Bugün böyle bir fotoğraf yok.Yani, koalisyonun maddi temeli, zemini yok artık. Bu durumda hükümet kursanız nasıl çalışacak? Çalışsa bile ömrü ne kadar olacak?

Şurası bir gerçektir ki, "kuvvetler ayrılığı" burjuva demokrasisinin olmazsa olmazıdır, çimentosudur.Buna kimse itiraz edemez! Ama hükümeti parlamento çoğunluğu yaratırsa, o zaman kuvvetler ayrılığından söz edilebilir mi? Edilemez. Çünkü, hükümet kendini destekleyen çoğunluğa her istediği yasayı onaylatır, Her durumda hükümetin istediği olur. İşte bu koşullarda kuvvetler ayrılığı güme gider.Diyorlar ki: "Hükümetin otoriterleşme ya da diktatörlük eğilimlerini önleyebilecek tek güç parlamentodur." İyi ama, hükümeti parlamento çoğunluğu inşa ettiğinde, yürütme organı yasamadan daha güçlü konuma geçer. Parlamenter sistemde hükümet meclisi istediği gibi kullanır. Çünkü meclisteki çoğunluk partisi ya da uzlaşan çoğunluk, kendi üyeleriyle hükümet kurmuştur. Yani, yasamayla yürütme bütünleşmiştir. Bu koşullarda,kuvvetler ayrılığından söz edilemez. Türkiye 92 yıldır bu çarpık sistemle idare edilmiştir.

Parlamenter sistemde parlamento hükümeti asla hizaya getiremez.Tersine, her zaman, her halükarda meclisi hükümet hizaya getirir. Demokrasilerde en yüksek organ parlamentodur. Parlamentonun üzerinde hiç bir güç yoktur. Parlamenter sistemde hükümet, gerçekten "parlamento-üstü"dür. Bu nedenle hükümeti kesinlikle meclis belirlememelidir.

Dünya bu sorunu "başkanlık sistemi" ile aşmış.En gelişmiş ülkeler başkanlık sistemiyle başarıya ulaşmışlar. Öyleyse, yapılması gereken ortadadır. Nasıl ki, yasama organını halk seçiyor, hükümeti kuracak başkanı da halk seçmelidir.

Kurulan hükümet, sonuçta parlamentoya değil, halka karşı sorumlu olmalıdır.

Denilecektir ki: "Milletvekilleri milletin vekili, temsilcisi değil midir?" Evet ama, hükümeti meclis yaratınca,aslında kendi kendini vuruyor gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

Türkiye hızlı gelişiyor. Bu gelişimi Eski Türkiye kurumları asla taşıyamaz. Eski Türkiye çözülüyor. Yeni Türkiye'nin inşasını kimse yavaşlatamaz ya da durduramaz.Türkiye'nin eskiden olduğu gibi zaman kaybetmeye, oyalanmaya tahammülü yoktur. Ülkemizin "yeni anayasa"ya ihtiyacı var. Sahte demokrasi şampiyonları, şovmenler ülkenin yakasını bırakmalıdır. Türkiye kesinlikle başkanlık sistemine geçmelidir.

  • Tarih: 03.07.2015 19:56