Korkmayın...Açık Olun...Egolarınızı Yıkın...

Köşe Yazıları / Nejdet Özkan

Korkmayın...Açık Olun...Egolarınızı Yıkın...

Mimarlık, öğretmenlik, doktorluk, din adamlığı, askerlik, polislik, yazarlık, gazetecilik, akademisyenlik, sanatçılık ve özel kalem müdürlüğü gibi bazı meslekler, icra edeni ister istemez bir ego zırhına büründürüyor.

Öğrenci üstadına sorar: “Ego nedir..” Üstad yüzünü buruşturarak “Ne kadar aptalca bir soru...Bunu sadece bir aptal sorabilir...” der. Bu cevap karşısında öğrenci allak bullak olur, kıpkırmızı kesilir. Bunun üzerine hocası gülümser ve şöyle der “İşte ego budur...”

Her ne kadar bu bir hikâye olsa da gerçek hayatta bu türden durumlarla sık sık karşılaşırız. Bir hastaneye gittiğinizde beyaz önlüğün verdiği karizmasına canınızı emanet ettiğiniz bir doktor, askerlikte karşınıza üniformasıyla çıkan bir rütbeli asker, adliye dışında bile mesleği sayesinde itibar ve ilgi göstermek durumunda kaldığınız hâkim veya savcı, yabancı terimler kullanarak ‘bu işi en iyi ben bilirim’ edasıyla televizyonda konuşan bir akademisyen.... Gerek sahip olduğu bilgiden gerekse kanunun ona verdiği statüden kaynaklanan bir üstünlüğe sahip olan birçok insan; hâl, hareket ve tavırlarıyla mesleklerine özgü davranış modeli sergiler ve karşısındaki insana bunu hissettirmekten geri durmaz.

Çoğu kez sert, kırıcı ve karşısındaki insanı aşağılayıcı mahiyet taşıyan bu hareketleri onlara ihtiyacımız olduğu için görmezden gelir, sahip oldukları egoyu mesleklerinin bir gereği sayarız. Biz saymasak bile bir süre sonra bu mesleğin öyle davranmakla icra edilebileceği fikrini zihnimize yerleştirirler. Ancak mesleki olgunluğa erişemeyen insanlarda görülen ve ego zırhına bürünerek ortaya çıkan bu meslek defosu çoğu zaman kişiyi narsistlik boyutuna kadar taşıyabilir. Çünkü bir özgüven değil, egodur.

Dünyada senden sadece bir tane var. Yani eşsizsin. Kimse sen değil, kimse senin gibi değil. Kendini asla hiç kimseyle kıyaslama. Kıyaslayanlara izin verme. Kendi özelliklerini küçümseme. İç huzurunu mutlaka diri tut. Hayat bazen kötü şeyler yaşatabiliyor. Ama bunların geçeceğini unutma. Kendini sevmezsen, başka hiç kimseyi sevemezsin. Daha da önemlisi sen kendini sevmezsen başkasının da seni sevmesini bekleyemezsin.

Herkes senin gibi olsaydı, senin gibi yaşasaydı, senin kurallarına uysaydı, senin gibi düşünseydi, senin gibi giyinseydi hayat ne kadar sıkıcı olurdu öyle değil mi? İnsanların farklılıkları hayatın zenginliğidir. Bu durum sana da farklı olmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu hissettirir.

İnsanlar hakkındaki görüşlerimiz, kendi değer yargılarımızın süzgecinden geçtikten sonra ortaya çıkar. Bu da çoğu zaman yanıltıcıdır. Karşımızdaki kişinin de kendine özgü değer yargıları vardır. Yani senin onu yargılaman asla objektif olmayacaktır. Çünkü doğru kişiden kişiye, zamandan zamana, mekandan mekana değişebilir. Sadece gerçek tektir ve değişmez. Senin gerçeğin de başkalarını asla yargılamamak olmalı.

Yani senin düşüncelerinin de içinde bulunduğun ortama, yaşadığın yere ve zamana göre, hatta karşındaki kişiye göre değişmesi mümkün. Bundan korkma, kendini sınırlar içine hapsetme. Değişebilmek, başkalarını anlama yeteneğini de kuvvetlendirecektir.

Empati, kendini başkasının yerine koyabilme anlamına gelir. Bir insanın davranışlarının sebebini onun nesnel koşullarını bilmeden tam olarak anlayamazsın. Yani ‘Ben olsaydım şöyle yapardım’ demek yerine kendini onun yerine koyarak neden öyle davrandığını anlamaya çalışman gerek. Herkes farklı bir hayat yaşıyor. Onun hayatını anlamaya çalışmalısın. Sana çok kötü davranmış olsa bile bunu neden yaptığını bulman ancak empati ile mümkündür. Bu senin farklı hayatlara dokunmanı, ufkunu genişletmeni sağlar.

İçinde gizli gündemler, hesaplar, planlar barındırma. Çünkü hesaplar, planlar seni yorar. Bir süre sonra hangi konuda ne söylediğini unutmaya başlarsın. Planlarını gerçekleştirmek için acımasız olmak zorunda kalırsın. Acımasızlık bir insan için en kötü özelliktir. Sevebilmek için mutlaka merhamet gerekir. Dürüst olmak sana kendini iyi hissettirir.

İnsanız ve hepimiz hatalara açığız. Yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymam diyenler, hayatlarında en fazla pişmanlık yaşayan insanlardır. Bu sözle pişmanlıklarının üzerini kapatmaya çalışmaktadırlar. Üstelik bazen haklı olduğunda bile özür dileyebilmelisin. Freud’un dediği gibi; Özür dilemen senin haksız olduğun anlamına gelmez. Karşındaki insana verdiğin değerin egondan daha yüksek olduğunu ifade eder.

Çok güçlü, çok zengin, çok bilgili, çok zeki, çok güzel, çok yakışıklı olabilirsin. Paylaşım içinde değilsen sahip olduklarının zerre kadar önemi yoktur...

Tartışabilirsin, fikir ayrılığına düşebilirsin, çatışabilirsin. Ama bunları sonsuza kadar sürdüremezsin....

Ama bulunduğun noktadan biraz sağa, sola kayman kişiliğine zarar vermez...

İnsanlar egolarından sıyrılarak, ekip ruhunu ön planda tutarak, birlikte ele ele, daha mutlu ve başarılı olacağını artık anlaması gerekir...

  • Tarih: 06.02.2015 02:35
  • Güncelleme: 06.02.2015 00:43