EMİRDAĞ'dan BELÇİKA'ya BAKIŞ...

Köşe Yazıları / Ömer Özkan

EMİRDAĞ'dan BELÇİKA'ya BAKIŞ...

BELÇİKA'daki TÜRKLERE Ö Z E L S T A T Ü

2014 Yılı, göçün 50.nci yılı kutlamalarıyla geçti. “Üçüncü kuşak” tanımlaması Belçika’da doğan, artık kesin olarak Belçika’ya yerleşen, o ülkenin kalıcı bir topluluğu olan kardeşlerimizi kapsıyor. Bugün bu ülkede 250 binden fazla Türkiyeli var. İlginçtir ki, bu kitlenin 100 binden fazlası Anadolu’nun küçük bir kasabasından, Emirdağ’dan geldi.

Bugün Belçika’daki Türklerin göçmen (imigre) mi, yoksa gurbetçi mi olduğu tartışması kesin olarak aşılmıştır. Türklerin Belçika’da kalıcı bir diyaspora oluşturduğunu kimse inkar edemez. Hal böyle iken Belçikalılar, Belçika makamları Türklere “imigre” gözüyle bakıyor, kendi medyamız ya da resmi makamlarımız da hala “gurbetçi” olarak tanımlıyor. Hayır… bu tespitler yanlıştır. Belçika’daki Türkler ne göçmendir… ne de gurbetçi. Gurbetçi demek, genel anlamıyla yaban ellere giden, oralarda çalışan ve belli bir birikim sağladıktan sonra tekrar evine dönen demektir. Oysa ki, birinci kuşak curbetçi olduğu halde, amacı tekrar geri dönmek olduğu halde, kesin dönüş yapamamıştır. Bugün, Belçika’da yaşayan Türkler Belçika toplumunun, Belçika ulus-devletinin kalıcı parçasıdır. Bu gerçek ve asla asla yadsınamaz, göz ardı edilemez!

Atalarımız doğru söylemiş… yaşlılar derlerdi ki: “Karnın nerede doyuyorsa, vatanın orasıdır.” Hamaset bir yana “Vatanın Türkiye mi, Belçika mı?” sorusuna doğru yanıt vermek zorundayız. Belçika’da yaşayan Türkler, sizler Belçikalı mısınız, yoksa Türkiye vatandaşı mısınız? Evet… hem Türkiye, hem de Belçika nüfus kağıdınız var. Fakat herkes çalıştığı, doğduğu/doyduğu, yaşadığı ülkeye aittir. Öte yandan herkesin, her toplumun, tarihsel kökleri, tarihten gelen ulusal/kültürel bağları bulunabilir. Kendinize: “Ben Türkiye kökenli bir Belçikalıyım” dediğinizde, asla Türklüğünüzü inkar etmiyorsunuz. Tersine, “Belçikalı” bir Türk olduğunuzu sergiliyorsunuz. Bir birey, kendini “Belçikalı” görmezse, Belçika toplumuyla arasındaki köprüleri kendi yıkar, Belçika’daki halklarla entegre olamaz. Kendisini o ülkenin sahibi hissedemez. Hatta daha da kötüsü, o topluma yabancılaşır. Bunlardan öte, Belçika’daki Türkler Avrupa’nın merkezinde yaşıyor. Yani sizler, yalnızca Belçika halklarıyla değil, aynı zamanda tüm AB ülkeleriyle, o ülkelerin bütün halklarıyla da entegre olmak zorundasınız. Bu çifte sorumluluk süreci, açıkça söylemek gerekirse gerçekten zordur.

Zor iş diyorum… çünkü yurt dışındaki kardeşlerimiz -Almanya’da yaşayanlar da dahil- Türkiye dışında bir diyaspora olduklarını henüz kabullenemediler. Evet sizler Türksünüz, ya da ülkemizin öteki halklarından birisiniz. Sizlerin ulusal özünüzü, kültürel değerlerinizi kimse elinizden alamaz. Hatta Maastrich Sözleşmesi yalnız uluslara değil, küçük küçük topluluklara bile “kendi kültürünü sonuna kadar özgürce yaşatma ve geliştirme hakkı” tanıyor. Kısacası siz, “Belçikalıyım” demekle Türklüğünüzden olmayacaksınız. Tersine, gerçeğinizin bilincine vararak, yaşadığınız ülkeyle daha iyi, daha sağlam kaynaşacaksınız. Entegrasyonu hızlandıracaksınız.

Belçika’daki kardeşlerimiz, öncelikle Belçika “vatandaşı”dır. Aynı Belçika’da yaşamakta olan öteki halklar gibi, onlar da Belçika’nın asli unsurlarıdır. Bu ülkede Valonlar: “Ben Fransızım” demiyor. Flamanlar da “Flamanım” diyor… “ama Hollandalı değil, Belçikalı Flamanım” diyorlar. Öyleyse sizler de Türksünüz, ama “Belçikalı Türk”.


Köklü oluşumlar, bıçak darbesi gibi birdenbire gerçekleşmez. “Belçikalıyım” algısının olgunlaşmasına elbette elli yıl yetmez. Bu bir süreç sorunudur. “Yörüğün göçü gide gide düzelir.” Türkler, özellikle Belçika’da, parlamentolarda, belediye yönetimlerinde, öteki devlet kurumlarında görev alma sürecini başarıyla gerçekleştirdiler. Bu gelişim Hollanda’da, Almanya’da aynı yoğunlukta değil. Demek ki, Belçika demokrasisi daha adil, daha ileridir. Onun için yavaş ilerleyen evrim süreçlerini hızlandırmalı, ayaklarımızı sağlam basacağımız yeni kurumlar inşa etmeliyiz. Yönetim kademelerinde yoğun bir biçimde yer alıyorsak, demek ki yaşam “azınlık” konumlarını da aşmıştır.

Bu tespitten hareketle diyorum ki: “Türklerin yoğun yaşadığı Scharbeek’le Saint-Josse’a, neden özel statü tanınmasın?” Özel statü entegrasyona ters bir girişim değildir. Belçika demokrasisi zaten bu modeli yaratmış. Belçika’da küçük küçük altı adet özel statülü kent var. Fransa Ermenilere özel statü vermiyor. ABD de yabancılara için böyle modeller düşünmüyor. Çünkü ABD, Fransa başka… Belçika başka. Onların toplumsal koşulları Belçika gibi değil. Belçika küçük ülke. Nasıl ki, İsviçre’de “kanton”lar var. Belçika’da da özel statülü kentler var. Kanımca Türkler ve Marokenler için özel statü birçok sorunu çözecek, bu halkların Belçika’ya entegrasyonunu daha da hızlandıracaktır.

Belçika, köklü demokrasi geleneği olan bir ülkedir. Belçikalı Türkler, yeni vatanınızla övünün! Çünkü Türkiye, ulusal sorunu, yani Kürt sorununu bile hala çözemiyor. Oysa ki, Belçikalılar taaa kuruluşta iki toplumlu, iki bölgeli, iki resmi dilli… ama tek bayrak, tek devlet ve eşit vatandaşlık temelinde adil ve demokratik bir cumhuriyet inşa etmişler. Böyle bir ülkede yaşamaktan, böyle bir ülkenin yurttaşı olmaktan kıvanç duyun!

Türk toplumu, artık Belçika’nın kalıcı bir parçasıdır. Marokenler de öyle. Bu iki ülkeden gelen halklar kesinlikle kurumsal bir yapıya, sosyo-politik bir statüye kavuşturulmalıdır. “Amaaan canım… özel statü olsa ne yazar? Nasıl olsa bu ülkede bir Belçikalı gibi eşit haklara sahibim.” demek doğru değildir. Brüksel’in Scharbeek ve Saint-Josse semtlerinde Türkler yeterince yoğun yaşıyor. Bu komünlere, neden Almanya sınırındaki bir kasabaya tanındığı gibi özel statü tanınmasın? Scharbeek ve Saint-Josse’da yaşayan Türkler başka bir ülkeden gelmişlerse ve artık kalıcı bir toplumsalar, Türk kökenli Belçika’lı iseler, o zaman onların da kendine özgü yeni bir yapıya gereksinimleri var demektir. Belçika her azınlığın demokratik taleplerini karşılıyorsa, yani Almanların, Hollandalıların, Fransız kökenli halkların talepleri doğrultusunda özel statülü kentler yaratılmışsa… o zaman Türklerin istemleri de yerine getirilebilir. Öyleyse ne duruyoruz? Biran önce dillendirelim!

Bir ülkenin çok uluslu, çok kültürlü olması kesinlikle o ülkenin zenginliğidir. Belçika mozayiğine Türkler ve Marokenler yeni eklendi. Bu halklar da Belçika kültürüne katkıda bulunuyorlarsa, o zaman onların da kalıcı/kurumsal “statü”lere gereksinimleri vardır. Bu istem gündeme taşınmalıdır. “Henüz vakit erken” diyenler olabilir. Belçika zaten küçük küçük kentlerde “özel statülü” modelleri geliştirmiş, uyguluyor. 250-300 bin nüfuslu bir azınlığa böyle bir kurumsal yapı neden layık görülmesin? Özel statü Belçika toplumundan soyutlanma, “içe kapanma” değildir. Şimdiye kadar, özellikle birinci kuşak “Çocuklarımız dini, kültürünü unutmasın!” kaygısıyla, entegrasyon sürecini dinamitledi. Gençlerimiz iki kültür arasında kaldı. Uyuşturucu ve soygun çeteleri çoğu gencimizi telef etti. Herkes yaşadığı ülkeyle, yaşadığı ülkedeki halklarla bütünleşmelidir. Özel statü eyalet değil, federasyon değil, hatta yerinden yönetim bile değildir. Özel statü azınlıkların sosyo-politik haklarını genişleterek, kendi dışındaki halklarla kaynaşmalarını perçinlemek, hızlandırmaktır. Evet, Belçika eşit vatandaşlık ilkelerine sadık bir ülkedir. Ama bu yetmez. Eğer yeni toplumsal oluşumlar varsa, yeni koşullar zorluyorsa… o zaman özel statü istemi öne çıkarılmalıdır.

Konuyu gelecek yazılarımızda irdelemeye devam edeceğiz.

  • Tarih: 26.11.2014 15:41
  • Güncelleme: 26.11.2014 13:42