ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -15- BÖLÜM...

Köşe Yazıları / Nusret Özkan

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -15- BÖLÜM...

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -15- BÖLÜM...

Lise 2.sınıfta birinci dönem sonu karnesini aldığımda, Fen grubu derslerin yanında, sözel derslerimden de çok iyi ortalamalar tutturmuştum. Fransızca dersi karne notum 10(on)'du. Babam tatilde ödül olarak Meral KILIÇALP ablamın yanına ANKARA'ya göndermişti. 15 günlük tatil çok iyi gelmişti. Dönüşte daha moral yüklü olarak derslere başladım.

Tatil dönüşü şubat ayında ikinci dönem derslerine başladık. İlk gün, dışarda nasıl da kar yağıyordu, lapa lapa. Cam kenarında oturduğum için ara sıra camdan o güzel kar yağışını, karlar arasında 5 Edebiyat/A sınıfı öğrencilerinin tanımadığım bir öğretmenle beraber kızlı-erkekli kar topu oynayışlarını izliyordum. Yılmaz ATEŞ (kurt), Fikri OKUTAN ve Macit YÜKSEL, Abdullah ŞENEL'i yere yatırmışlar, resmen kardan adam yapıyorlardı. Apo, kardan bembeyaz olmuştu. Lapa lapa yağan kardaki bu oyunlar, otururken beni öylesine imrendirmişti ki...Teneffüs dönüşü Fransızca öğretmenimiz Fahri Bey, biraz önce tanıyamadığım öğretmenle birlikte sınıfa girdi. Fahri Bey,"Arkadaşlar, tayinim çıktı, Emirdağ'dan ve sizlerden ayrılıyorum. Bundan sora dersleri Hulusi KARACA öğretmeninizle birlikte işleyeceksiniz. Hepinize başarılar dilerim. Hoşça kalın arkadaşlar..."dedi. İçimden sanki bir şey "cızz" etmişti. Fahri Bey, çok sevdiğimiz bir öğretmendi. Hulusi Bey'le tokalaştıktan sonra, Fahri Bey sınıftan ayrıldı. Hulusi Bey, ufak tefek, zayıf, çelimsiz bir yapıya sahipti. Kürsüye geçip, listeden tek tek adlarımızı okuyarak bizimle tanıştı. Defteri imzaladı, kürsüden indi. Ben de parmak kaldırarak, "Hocam bir şey söyleyebilir miyim?"diye sordum. "Söyle ÖZKAN" dedi. "Hocam, geçen ders edebiyat şubesindeki arkadaşlarla bahçede kartopu oynadınız. Bizimle de oynar mısınız?"dedim. Hoca kızgın bir şekilde "Evladım sen kimden cesaret aldın da benden bunu istiyorsun"dedi. "İlk dersiniz olması nedeniyle istekte bulundum..."diye yanıt verdim. "Gel bakayım tahtaya sen..."dedi hoca. Yerimden kalktım, tahtanın önüne geçtim, "Buyrun hocam..."dedim. "Tebeşiri al, söylediğim cümleyi Fransızca olarak tahtaya yaz. ÖĞRENCİLER BAHÇE İÇİNDEDİR..." dedi hoca. Tebeşiri aldım, tahtaya boydan boya "Les eleves sont dans la coure" yazdım. "Seviyorum"fiilinin -di'li geçmiş zamanını çekimle..."dedi...Alt alta yazarak onu da çekimledim. Ne sorduysa doğru yanıt verdim..."OTUR LEN ÖN..."dedi hoca. Gülerek, kendimi (10) on almış bir öğrenci gibi hissederek, koltuklarımı kabartarak sırama yönelmiştim ki, "FRANSIZCA ÖN DEMEK 1(bir) DEMEKTİR EŞEK HERİF..."dediğini duydum. Beynimden vurulmuştum. "Olmaz, kabul etmiyorum. Bütün soruları doğru yanıtladım..."dedim.

Hulusi Bey'in bana bu şekilde davranışı, arkadaşlarımı da üzmüş olmalı ki, Hüseyin ÖZOKÇU, "Hoca yanlış yaptınız, arkadaş 1'i hak etmedi. Bütün sorularınızı bildi. Nasıl bu notu verirsiniz?"dedi. Hulusi Bey, "Sen de gel bakayım tahtaya..."dedi. Hüseyin'e birkaç soru sordu, yanıt vermesini beklemeden, "Sen de otur, sana da 1(bir)"dedi. Sınıfta homurtular yükselmeye başlamıştı. Arif BİÇER, Yusuf TUĞLU da itiraz ettiler. İkisine de sözlü notu olarak sorgusuz sualsiz 1(bir) verdi öğretmen. Hulusi Bey'in sınıfla savaşı başlamıştı. Bundan sonra Hulusi Bey, her girdiği derste bana dönerek, "Sen istersen derslere bile girmeyebilirsin, izin veriyorum, nasılsa sınıfta kalacaksın..."derdi. Kafayı bana takmıştı. Sınavlarda başarılı kağıtlar vermeme rağmen, kağıdımı hiç okumaz, 1(bir) verirdi. İtiraz ederdim, kağıdımı sınıfa gösterir, "arkadaşınız kopye çekmiş, bu soruları bilemez yoksa. Onun için 1(bir) veriyorum..."derdi. Kendisi Türk Sanat Müziği hayranıydı. Zeki MÜREN'i, sesini, hareketlerini güzel taklit ederdi. Her ders bana doğru yönelerek,"Sevgilim ne zaman buluşacağız..."şarkısını mırıldanırdı. Böyle böyle senenin sonuna kadar geldik. Ben ve Yusuf hiç taviz vermediğimiz için ikmale kalmıştık. Eylül ayında girdiğimiz bütünleme sınavında geçmiştik. Hatta sınav salonunda komisyon üyesi olarak Necati AKALTUN öğretmenimiz vardı. Beni görünce şaşımış,"Hayırdır Nusret, sen ne arıyorsun burda…"demişti. "Sormayın Hocam, bir rüzgar esti, karşınıza getirdi beni..."demiştim. Bana soruları Necati Bey sormuş, doğru cevaplar vererek geçmiştim. Hulusi Bey, benim sözlü bitene kadar, "Elbet bir gün buluşacağız..."şarkısını söylemişti. Yusuf da sınavı geçmiş, biz güle oynaya dışarı çıkarak, Akoğlan'ın langırt salonunun yolunu tutmuştuk...

Hüseyin ÖZOKÇU, yaşça bizden büyük olduğu için kendisine "abi"derdik. Kendisi maç spikerliği yapmaktan büyük keyf alırdı. Özellikle M.Ali ERGENÇ öğretmenimiz, soğuk ya da yağmurlu günlerde B.Eğitimi dersinde bizi dışarı çıkarmaz, Hüseyin Abi'ye, Halit KIVANÇ ağzından maç anlattırır, röportaj yaptırırdı. Hüseyin Abi, özellikle Brezilya milli takımının maçlarıyla, Fenerbaçe-Galatasaray maçlarını çok güzel anlatırdı. Zannederdiniz ki, mikrofonda Halit KIVANÇ var...

Askeri garnizonun sinema salonunda çıkan bir olay nedeniyle sinema kapıları sivil halka kapanınca geriye sadece ÇILDIR SİNEMASI kalıyordu. Okul yönetimi gece öğrencilerin sinemaya gitmelerini yasaklamıştı. Hafta içinde okulda olduğumuz için yalnızca cumartesi ya da pazar günleri sinemaya gidebiliyorduk. Bir gün duyduk ki, haftaiçi Emel SAYIN'IN "MAKBER"filmi gelecekmiş. Biz de tüm sınıf karar aldık, o akşam sinemaya gideceğiz. Ertesi gün de Matematik sınavı var. Koltuğunun altına kitap ve defteri alan sinemada. Salonun yarısından fazlası 5 FEN/A sınıfı örencilerince doldurulmuştu. Film ara vermiş, salonun ışıkları yanmıştı. Bir de baktık ki, Emirdağ Lisesi yöneticileri ve öğretmenleri. Yakalanmıştık. Ertesi gün hepimiz disiplin kurulundaydık. Allahtan hepimiz başarılı, saygı duymasını bilen, sayan, seven, sevilen öğrencilerdik de ceza almadan kurtulduk.
Nusret Özkan / Öykü / Yazı / Hayat Kesiti

  • Tarih: 27.07.2020 14:37
  • Güncelleme: 27.07.2020 14:45