ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -14- BÖLÜM...

Köşe Yazıları / Nusret Özkan

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -14- BÖLÜM...

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -14- BÖLÜM...

EMİRDAĞ LİSESİ'nin sınıf toplamında gelmiş geçmiş en başarılı fen şubesi:5-FEN/A...Bu sınıf mevcudiyetini son sınıfta da koruyarak mezun verdiği yılda, birkaç arkadaşın dışında hepsi üniversite ve diğer sınavlarda başarılı olmuş, yüksek öğrenime geçmişlerdir. Yusuf TUĞLU'nun arşivinden aldığım bu fotoğrafı anılarım arasında, yazımda kullanmak istedim. Gerçekten çok değerli bir belge.

Özür dilerim, fotoğrafta yer alan Emirdağlı olmayan arkadaşların adlarını anımsayamadım. Diğerlerine bakalım: (1'nolu fotoğrafta yer alan kişiler) (oturanlar)Ayten TAPMAZ, Elif ÇİÇEK, Neriman KINIK, Melahat KÜRKÇÜ, Neriman Dombaycı, Arif BİÇER, Mehmet BOSTAN, Ekrem KARAMANLI, Bülent OKUTAN, Aİhsan KAHYA, Ahmet EMEK, Faik KESKİN, İbrahim SAYIN, Ahmet YÜRÜÇ, Erdoğan GÜLBİTEN, Mehmet BİLİR, Yusuf TUĞLU...(ayaktakiler)Osman Çınar DURMAZ, Vedat Celal ALP, Ali ERYÜRÜK, Nusret ÖZKAN, Şahabettin ÜNLÜ(edebiyat öğretmeni)Orhan YÜCE, Hüseyin ÖZOKÇU, Selahattin İlker ÖZOKÇU, Muzaffer YÜRÜK, Sami ÇAY, Adnan AZAZİ, Mehmet KOCABAŞ...

Bizleri özveriyle yetiştiren çok iyi bir öğretmen kadromuz vardı: Şahabettin ÜNLÜ(Türk Edebiyatı) Zafer ÇAYLI(Matematik-Geometri), Abdil KIZILKILINÇ(Fizik), Ahmet EROL(Kimya), Bizleri özveriyle yetiştiren çok iyi bir öğretmen kadromuz vardı: Şahabettin ÜNLÜ(Türk Edebiyatı), Zafer ÇAYLI(Matematik-Geometri), Abdil KIZILKILINÇ(Fizik), Ahmet EROL(Kimya), M.Ali ERGENÇ(B.Eğitimi), Fahri SEZER(Fransızca)Hayri ULUTAGAY(Psikoloji), Mehmet TOPÇU(Din Dersi)...Özellikle fen grubu öğretmenlerimiz çok iyiydi. Zafer ÇAYLI, Abdil KIZILKILINÇ, Ahmet EROL mezun olduğumuz ana kadar derslerimize girmişler, bizi dört dörtlük yetiştirmişlerdi.

O yılın öğrencilerde iz bırakan olaylarından biri de, amcam Kara TEVFİK'in ev ve arsasıyla, okul bahçesi arasındaki duvarın yıkılmasydı. B.Eğitimi derslerinde öğrenciler olarak kazmalarla öyle bir girişmiştik ki, duvarı kısa bir süre içinde ortadan kaldırmıştık. Ellerimiz kanamasına, çatlamasına rağmen nasıl da zevkle çalışmıştık. Koca koca taşları ellerimizle okul bahçesi dışına çıkarmış, çay deresinin kenarına dizmiştik. Duvar ortadan kalkınca, bahçe genişlemiş, hafif bir drenajdan sonra tüm bahçeyi düzlemiştik. Futbol için artık en güzel alan, okul bahçesiydi...

Şimdiki ÇALIKOĞLU İŞ MERKEZİ'nin yerinde eskiden ŞEHİR KÜTÜPHANESİ vardı. Şehir içinde özel kitabevleri yanında koca bir kütüphane. Kitap okuma konusunda bizim zamanımızda Emirdağ ne kadar ileriymiş. (2'nolu fotoğraftaki görünüm) BİR BAYRAM TÖRENİNDE BENİM DE YER ALDIĞIM OKULUMUZ BANDO EKİBİ...

Fen grubu öğrencisiydik ama her etkinlikte biz vardık...(3'nolu fotoda yer alanlar) (soldan sağa) Sami ÇAY, Ayten SÖZER, Ahmet EMEK, Nusret ÖZKAN, Fevzi DOMBAYCI, Neriman KINIK...Bando ekibinden arkadaş grubu ŞEHİR PARKI havuz başındayız...Solda Kaymakam Lojmanı, karşıda Mithatpaşa İlkokulu...

Okul yaşamında sınav nasıl bir gerçekse, öğrencinin kopyeye itibar etmesi de öyle bir gerçektir. Arkadaşlarımdan bazıları her sınavdan sonra çektikleri kopyeyi ballandıra ballandıra anlatırlardı. Bir Edebiyat sınavında ben de kopye çekmeye karar verdim. Orta sıranın en önünde oturuyordum. Sıraların ön tarafı açık olurdu. Şahabettin Bey, soruları sordu. Derste çok düzenli tuttuğum bir defterim vardı. Defteri açtım, yanıtları ordan yazıyorum. Karşımda da öğretmen "kıs kıs"gülüyor, eliyle bana işaretler yapıyordu. Ben anlamadım, yazmaya devam ettim. Şahabettin Bey, eliyle ağzını kapatmış, yine gülüyor. En sonu yanıma gelerek: "Nusret, kağıdını almak zorundayım. Tüm uyarıma rağmen defteri kapatmadın, kopye çektin..."dedi. Ama tepemden aşağı kaynar sular dökülmüştü. Rezil olmuştum...Yine de sağolsun öğretmenim, kopye muamelesi yapmamış, 1(bir)vermişti.

Garnizon Komutanı Albay, M.Güvenlik dersine gelirdi. Sınıfa girmeden önce, sınıf başkanı Arif BİÇER, yüksek sesle "dikkkaaaaaat"komutu çeker, bizler hazır ol vaziyetine geçerdik. Albay içeri girer,"merhaba evlatlarım..."der, bizler hep bir ağızdan "sağol"derdik. "Nasılsınız?"der,"sağol..." dedikten sonra yerimize otururduk. Albay, kulakları ağır işittiği için, ikide bir elini kulağına götürür,"efendim..."derdi. Faik KESKİN bir derste saymış, Albay tam 57 kez "efendim"demiş...Günlerden bir gün, Hocaoğlu Ahmet KÖKEN, tuvalette sigara içerken Kimya Öğretmeni Amet EROL'a yakalanmış. Öğretmen bağırmış, çağırmış, Ahmet'e bir tokat atmış. Ahmet de öğretmenin elini tutmuş. Arkadaşlar ayırıp, sınıfa getirdiler Ahmet'i. Albay da o ders, M.Güvenlik Bilgisi'nden ilk sınavını yapacak. Sorular soruldu. Ahmet öfkeli, sinirleri yatışmamış...Kağıdı aldığı gibi kalktı, Albaya uzattı. Albay'ın "yerine otur..."demesine kalmadan, Ahmet kağıdı fırlattı. Hızla sınıftan dışarı çıktı. Albay, belindeki silahı çekti, "sana durmanı emrediyorum çocuk,durrrrrrr"diye bağırıp, elinde silah arkasından koştu. Biz de koştuk. Ahmet merdivenleri atlamadan, korkuluktan aşağı kendisini merdiven boşluğuna bıraktı. Okul Müdürü Selahattin ERDEM ve Hasan BAYRAM gelerek, albayı odalarına götürdüler. Albay, o olaydan sonra bir daha okulda görünmedi...Yerine genç bir teğmen derslere geldi...
Nusret Özkan / Öykü / Yazı / Hayat Kesiti
NOT: AŞAĞIDAKİ FOTOLAR ÜZERİNDEKİ NUMARALANDIRMALAR PARAGRAF İÇERİSİNDE BELİRTİLEN FOTOĞRAFLAR. BU RAKAMLA BELİRTİLEN FOTOLARDAKİ KİŞİLER YUKARIDA YAZILI...

Fotoğraflar

  • Tarih: 25.07.2020 04:19
  • Güncelleme: 25.07.2020 04:48