ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -13- BÖLÜM...

Köşe Yazıları / Nusret Özkan

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -13- BÖLÜM...

ÇAY DERESİNİN TOZLU YOLLARI -13- BÖLÜM...

Öğrenciyken en önemli özelliklerimden birisi, öğretmeni derste can kulağıyla dinlememdi. O zamanlar "Ders, öğretmeni sınıfta iyi dinleyerek, derste öğrenilir..." ilkesine kendimi inandırmıştım. O nedenle evde pek ders çalışmazdım. Bu durum babamın dikkatini çekmiş olmalı ki, "Oğlum, evde ders çalışmıyorsun ama notlarının hepsi iyi, bu nasıl oluyor?"diye sormuştu. Ben de: "Öğretmenimi çok iyi dinliyorum baba, sınıfta öğreniyorum, sen merak etme..."diye yanıt vermiştim. O da gülümser, "Bana benzemişsin kerata..."derdi...

Okuldan sonra oldukça boş zaman kalıyordu. Biz de arkadaş gruplarıyla bu boşluğu türlü aktivitelerle dolduruyorduk. bunlardan en önemlisi mezarlık karşısındaki boş arsada yaptığımız futbol karşılaşmalarıydı. Bizim takım büyük çoğunlukla sınıf arkadaşlarımızdan oluşuyordu. "Kara Çocuk"lakaplı Yusuf TUĞLU kaptanımızdı. O yıllarda Emirdağ'da yetişen genç kuşak içinde orta saha oyuncusu olarak en iyi oyuncuydu bence Yusuf...Takımı yönetmesi, pas dağıtışı, çalımları, sert şutları seyredilmeye değerdi. Ayak bilekleri çok kıvrak olduğu için, her iki ayağına da oldukça hakimdi. Elinden tutan olsa, en azından Eskişehirspor'da kendine yer bulurdu. Osman Çınar DURMAZ, Vedat Celal ALP, Mehmet BİLİR, Erdoğan GÜLBİTEN, Selahattin İlker ÖZOKÇU, Ahmet YÜRÜÇ, Faik KESKİN, İbrahim SAYIN ve Ali ERYÜRÜK'ten oluşurdu takımımız...Kaleci ERDOĞAN, defans SELAHATTİN, MEHMET, FAİK, ALİ, orta saha ÇINAR, YUSUF, AHMET VEDAT, forvet İBRAHİM ve NUSRET...(Bu takımı 2 yıl boyunca hiçbir takım yenememişti...)

Rakip takımı Vedat KAHYA oluştururdu. Fanatik Beşiktaşlı olan Vedat, tam bir hırs küpüydü. Mahalledeki tüm Beşiktaşlıları toplamıştı. Selahattin (sigaracı Kara) Fakı KAYA, Şükrü ÇİÇEK, (domdom), Yüksel ÇİÇEK, Şahin ÜNVER, Adil DEMİR. Yılmaz ÜNVER, Halis ŞENEL, Çalgıcı BATTAL...Vedat çok hırslı olduğu için, maçın mutlaka iddialı olmasını isterdi. Önceleri kolasına diye başlayan maçlar, sonraları parasına oynanmaya başlamıştı...KİŞİ BAŞI 5 kuruş YA DA 1 LİRASINA denir, toplanır, maç sonunda kazanan takıma takdim edilirdi. Maç kıran kırana geçerdi. Sonunda kazanan hep bizim takım olurdu. Çoğu zaman gol yemeden 5-6 farkla maçı kazanırdık. Vedat, Fakı ve Sigaracı KARA çıldırırlar, kendi oyuncularına bağırıp, çağırırlardı. Üçü de fanatik Beşiktaşlıydı, asla yenilgiye tahammül edemezlerdi...Ertesi güne yine maç yapmak üzere randevulaşır, ayrılırdık...

Maçtan sonra hepimiz doğru UYANIK'ın KAHVESİ'ne giderdik. Cengiz ve Cemal SAYIN kardeşler işletirdi kahveyi. Sobacıların bulunduğu sokaktaydı kahve. Akşama kadar burda birkaç saat okey oynardık. Okey karelerinde oyun kıran kırana geçerdi. Yusuf, Selahattin, A.İhsan ve ben çok çekişmeli okey oynardık. Gözler genellikle Yusuf ve A.İhsan üzerinde olurdu. A.İhsan kaşla göz arası taş çalardı. Ama yine de kaybeden genelde onlar olurdu. Ben güzel okey oynardım...

Akşam yemeğinden dönüşte, kahve kapanıncaya kadar "BONKER"oyunu oynardık. Oyun 2 deste 52 kartla oynanırdı. Kahveci kasa olur, yardımcısı belirlenen kart fiyatından 52 kartı satardı. Herkes dilediği kadar alabilirdi. Cengiz Abi, oyunu yönetirdi. Yere ikili sıralar halinde alt alta 8 kart açardı...1. sıradaki kartlar amortiydi. İkinci sıra 2 katı, üçüncü sıra 3 katı, dördüncü sıra kart bedelinin 4 katını kazanırdı. En sona dokuzuncu kartı kartların üzerine kordu. O kart sahibi ebe olur, 5 katı kazanır, 5 kart da ücretsiz kart alırdı. Bir gün gecenin bir yarısı, hiç kazanamamış, tüm paramı kaybetmiştim. 50 liradan fazla zararım vardı. Kart alacak param kalmamıştı. Cengiz Abi'ye,"Abi param kalmadı, bana bir şans kartı ver, sonra öderim..."demiştim. Sağolsun, kırmadı beni, bir kart vermişti. Hiç unutmam, 7'li sinek...Satış bitti, kartlar açıldı, 7'li sinek ebeydi. 5 lira ve bedava 5 kart kazanmıştım. Uzun bir süre aralıksız ebe ben oldum, bedava kartları ben aldım. Bir ara baktım, diğer sıralardan kazandığım paralarla birlikte gece sonunda zararımı çıkardığım gibi, bir hayli de kar etmiştim...Oyun bitiminde bizim ekibi sabahçı çorbacıya götürmüş, herkese çorba ısmarlamıştım...

Bir pazar günü Yüksel Turizm otobüsüne binerek Yusuf TUĞLU, Ekrem KARAMANLI ve ben Eskişehir'e gittik. FENERBAHÇE geliyordu. Kuyrukta uzun bir bekleyişten sonra kapalı tribünde yerimizi aldık. Bir baktık, Emirdağ'ın sembol isimlerinden GÜLÜ DAYI da orda. Hasta Fenerli ve ALPASLAN hayranıydı. Gülü Dayı, ben, Yusuf yan yana oturduk, Ekrem de bir alt sıraya önümüze oturdu. O ES ES'li, biz üçümüz Fenerliydik. Santrfor Osman ARPACIOĞLU da Fenere o yıl transfer olmuştu. Maç başlamadan AMİGO ORHAN sahaya inip, bütün taraftarları coşturmuştu. Eskişehir'in seyircisi de çok fanatik seyirciydi. Maç bitiminde kale arkasındaki tirübünde yer alan rakip taraftarlara mutlaka saldırırlar, kavga çıkarırlardı. Maç çekişmeli devam ediyordu. FETHİ-NİHAT-ENDER'den kurulu forvet hattı Fenere zor anlar yaşatıyordu. Fenerli oyuncular her top alışlarında seyirciler, bizim Ekrem ayağa kalkıp, küfrediyorlardı. Gülü Dayı, homurdanmaya başladı, küfürlere kızıyordu. Birkaç kez Ekrem'e vurdu,"len ayı sus, sövme..."diye söyleniyordu. Ekrem'i uyarıyoruz ama nerde...Kendini maça kaptırmış, bizi duyduğu falan yoktu. Gülü Dayı, bana yalvarıyordu: "Asker arkadaşım YEMLİHA'nın oğlu, şu ayıyı sustur, şimdi gırtlaklayacağım onu..."diyordu. (Babamın adını söylemezdi Gülü Dayı, lakabını söylerdi. Ebem, dedem ve köylülerimiz babama bir zamanlar "YEMLİHA" diye seslenirlermiş. Postanede göreve başladıktan sonra ilçede POSTACI SADIK olarak tanınmış...) Bir ara FETHİ, ALPASLAN'ı çalımlayıp, golü attı. Ekrem ayağa kalkıp Alpaslan'a küfredip, bağırmaya başlayınca, Gülü Dayı yerinden fırladı, ben hemen tuttum oturttum dayıyı, Ekrem yerinden kaçtı, aşağılara indi...Stat yıkılıyordu tezahürattan. Maçı Eskişehirspor 3-1 kazandı. Biz dayak yemeden bir an önce çıkmanın yollarına bakıyorduk. Gülü Dayı'yı da alarak sıkış tepiş dışarı çıktık.

Akşam yemekten sonra kahveye geldik. Ekrem sevinç gösterileri yaparken, diğer arkadaşlar bizimle eğlendiler yenildiğimiz için. Oyunlar oynandı, kahvenin kapanma zamanı grup olarak kalktık, evlere gideceğiz. Ekrem de aramızda. Yürürken Gülü Dayı'nın dükkanın önüne geldik, sokak arasından birden dayı çıktı, Ekrem'i gördü. Yerden bir taş kaptı, "Hadi len ayı, bir daha söv benim oğluma bakayım..."diyerek bize doğru geldi. Ekrem'i aramıza aldık, "Dayı sen büyüksün yapma, o bir eşşeklik yapmış, bir daha yapmaz, affet bu kez sen onu..."dedik. "Len ALPASLAN'ıma, benim oğluma sövdü maç boyu bu ayı, gırtlaklıyacağım onu"diye bağırıyordu dayı...Sonunda sakinleştirdik, dükkanın önüne oturttuk dayıyı. Bir süre affetmedi Ekrem'i dayı...Sonra elini öptürüp, affettirmiştik...
Nusret Özkan / Öykü / Yazı / Hayat Kesiti

  • Tarih: 20.07.2020 16:54
  • Güncelleme: 21.07.2020 03:48