Anılardaki Belçika...

Köşe Yazıları / Ömer Özkan

Anılardaki Belçika...

2014 Yılını Belçika’ya göçün 50.nci yılı olması nedeniyle, çeşitli kutlama törenleriyle tamamladık. Belçika sosyal yaşamında, medyasında toplantılar, söyleşiler, paneller düzenlendi. Emirdağ’a Belçikalı gazeteciler, heyetler geldi gitti. Konu bütün ayrıntılarıyla gündeme getirildi ve bugünkü kuşaklara 50 yıllık geçmiş anlatılmaya çalışıldı. Fakat bu törenlerin, anma toplantılarının hiç birisinde, Belçika’ya yerleşme sürecine damgasını vuran “Belçika’daki Türkiyeli İşçiler Birliği (BTİB)”ten kimse söz etmedi. Anlaşılıyor ki, BTİB düşmanlığı ya da anti-komünizm hala unutulmamış.

BTİB’i 1972’de, Hüseyin Çelik (namı diğer Komünist Hüseyin) davullarla zurnalarla, kurbanlar keserek Emirdağ’lılarla birlikte kurmuş. Yani Belçika’ya gidişin sekizinci yılında. O yıllarda Belçika’da hiç sivil toplum kuruluşu ya da dernek yok. Varsa bile, konsolosluk ya da MİT çevrelerinin kağıt üzerinde kurdukları dernekler var. Diyebilirim ki, Türk işçilerinin Belçika’daki ilk yığınsal, ilk gerçek derneği BTİB’dir. Birinci kuşaktan sağ kalanlara sorunuz… herkesin, gericilerin BTİB’e saygısı vardır. Zira BTİB, o zor koşullarda, Belçika’ya çalışmaya giden Türklerin bütün sorunlarına eğilen, çözmeye çalışan, gerçek bir sivil toplum kuruluşudur.

Kaçak işçiler için çıkartılan o meşhur “1974 Af Yasası” 1974 yılının bir Ağustosunda yürürlüğe girdi. Ben Fransa’da işçiydim. Bildiğiniz gibi Fransa’da tatil ayı Ağustostur. Tesadüfen 1 Ağustos günü Belçika’ya gezmeye gittim. Af yasasından yararlanarak Charloi/Jumet’de, bir sondaj şirketinde iş buldum. BTİB vasıtasıyla müracaat ettim ve Belçika’da işçi oldum. Brüksel’de oturuyor, sabah 4,30 da uyanıyor, Jumet’ye gidiyor, oradan da hangi tarlada sondaj yapılacaksa oraya ulaşıyor… akşam yedilerde de ancak Brüksel’e dönebiliyordum. Bu ağır tempoda, bu zor koşullarda yine de kolları sıvayıp dernek çalışmalarına katıldım. O günleri anımsayanlar bilirler… dil bilen, yol bilen yoktu. Sosyalisttim, gençtim, idealisttim. Gecemizi gündüzümüze kattık, karınca kararınca BTİB’deki çalışmalara omuz verdik.

Neyse, bir ay sürmedi ki, BTİB’in kurucusu Hüseyin Çelik kazan kaldırdı, dernekten ayrıldı. Hemen yakınımıza Türkiye Kültür Merkezi adıyla yeni bir dernek kurdu ve BTİB’e savaş açtı. Bu süreçte arkadaşlar beni başkan seçtiler. BTİB, Sosyalist Sendika (FGTB) ile birlikte çalışıyordu. Hüseyin Çelik bu sendikanın memuruydu. Sendikada tek Türk memur olması avantajını kullanarak sendika yönetimiyle BTİB’i karşı karşıya getirmeye yeltendi. Fakat, FGTB Brüksel seksiyonu başkanı rahmetli René De Schutter mükemmel bir sendikacıydı... onu iyi tanıyordu. Oyununa gelmedi. Mösyö Schutter bizimle, yani BTİB’le çalışmayı sürdürdü. Sevgili Antoinette Destrée’yi görevlendirdi. Antoinette, Çalışma Bakanlığı’nda (Türkler bu bakanlığı “53 ministerlik” derdi. Zira bakanlık binasının sokak numarası 53’tü) Türk işçilerinin dosyalarından sorumlu Madam Clodin’le kontak kurdu. Bu iki saygı değer insan gece demeden, gündüz demeden Türk işçilerinin bütün dosyalarını takip ettiler, sonuçlandırdılar. Her akşam üstü, en geç saat 17,15’te derneğe geldiler, saat 01’lere kadar çalıştılar, birlikte çalıştık.

Sendikadaki işlemler bayan Antoinette denetiminde, Çalışma Bakanlığı’ndaki sorunlar da Madam Clodin’in kontrolündeydi. Sayın René De Schutter istediğimiz zaman Çalışma Bakanı’ndan randevu kopardı. Çalışma Bakanıyla oturup toplantılar yaptık. Yasadaki aksaklıkları çözmeye çalıştık. Bu süreçte Hüseyin Çelik BTİB düşmanlığını sürdürdü. Geçenlerde duydum ki, Hüseyin Çelik Belçika’ya davet edilmiş, konferanslar vermiş, madalyalarla ödüllendirmiş. Tamam… Hüseyin arkadaşın hizmetleri inkar edilemez. Fakat bizim toplum 1974 affının kahramanı olarak “Komünist Hüseyin”i tanır. Bu algı doğru değildir. 1974 affının en ağır yükünü BTİB omuzlamıştır. Antoinette’ler, Madam Clodin’ler heykelleri dikilecek “Türk Dostları”dır. Bu iki insanın emeğine saygı duyulmalıdır. Ellinci yılda ödül verilecekse, bu saygın insanlara da yer verilmeliydi. Çünkü, iki yıl önce, Belçika’ya yaptığım bir ziyarette Antoinette Hanım bana, 1974 sürecinde 12200 dosya takip ettiğimizi söyledi. Bu rakam inanılmaz bir rakamdır. Ve bence bu 12200 kişinin de en az 9000’i Emirdağlıdır.

Bilmiyorum ama, ellinci yılda Antoinette’ler, Clodin’ler herhalde kimsenin aklına gelmemiştir. BTİB’i dahi kimse hatırlanmadığına göre, bu inanılmaz derecede öz-verili Belçika’lı bayanları kim anımsar ki? Neyse… 1974 sürecine emeği geçen daha bir sürü amatör genç, birçok insan var. O yıllarda Brüksel Üniversitesi’nde okuyan Türkiyeli öğrenciler, öğretim üyeleri… 12 Mart zulmünden yurt dışına çıkmak zorunda kalan devrimciler… bizler… 68 kuşağı ve daha nice isimsiz kahramanlar… bu 12200 dosyanın yürütülmesine katkıda bulundular. Bu kadar toplumcu/sosyalist idealist insan tek tek ödüllendirilemez. Ama 50.nci yıl kutlamalarında en azından bir dernek, özellikle Emirdağ kökenli bir sivil toplum kuruluşu, basit, gösterişsiz bir kokteyl verebilirdi. O yılların kahramanları bir araya getirilebilirdi. Bizler madalyayı pek sevmeyiz. Ama hizmetlerimize kimse saygı duymadı. Oysa ki, Belçika’nın harcında bizim, BTİB’in imzası vardır. Hele hele Mösyö Cudel’lerin, Antoinette Destree’lerin, Madam Clodin’lerin hakkı asla ödenemez!

O yıllarda, her zaman Türklerin ardında kale olmuş bir büyük şahsiyeti, rahmetli efsane başkan Mösyö Cudel’i saygıyla anmak istiyorum. Ben 1980’lere kadar BTİB Başkanlığını yürüttüm. Sayın Başkan bizlerin çıkar gözetmeden Türk göçmenlerinin sorunlarına eğilmemizi takdirle karşılardı. Bu nedenle hangi çözümsüz sorun olursa olsun huzuruna çıkar, boynumu bükerdim. İnanın ki, ne söylesem “evet” der, gözü kapalı çözerdi. Derneğimize, BTİB’e Rue De La Poste sokağında bir bina verdi. Orada yıllarca kira ödemeden çalıştık. Her sorunumuza sahip çıktı. Bir dediğimizi ikilemedi. Belçika’da Başkan Cudel Türklere en yakın bürokrattı. O yıllarda Saint-Josse komününün kendi asli meclisinden ayrı, bir de “Yabancılar Meclisi” vardı. Değerli kardeşim Sadık Koşumcu ile –o da rahmetli oldu- bu meclise seçimle gelen, seçilen ilk üyelerdik. Sanırım Yabancılar Meclisi olsa da, Belediye meclisine ilk seçilen Türkler biziz. Bu kurumun karar alma yetkisi olmasa bile, Türkleri sorunlarını oturumlarda dillendirir, en azından asıl belediye meclisinde görüşülmesini sağlardık. Schaerbeek Belediye Başkanı faşistti. Yabancı düşmanıydı. “Türkleri bu komünden dağıtacağım” diye tepinirdi. Fakat Mösyö Cudel büyük insandı. Belçika Sosyalist Partisi’nin duayenlerindendi. Onu şimdi buradan, taa Emirdağ’dan saygıyla anıyor… şükranlarımı sunmayı borç biliyorum! Kabri cennet olsun!

Evet… Belçika’nın gençliğimde, yaşamımda özel bir yeri vardır. Buradan başta Antoinette ve Clodin olmak üzere… Prof. Ali Bayar’lara, Nurkalp Devrim’lere, Cevat Özdemir’lere, İmam Hüseyin Tezerdi’lere, Fevzi Alaca’lara, Erol Öğretmen’lere, Recep Garkın’lara, Lütfi Gültekin’lere, Muammer Derinöz’lere, Ümit Ağca’lara ve daha isimlerini sayamayacağım kadar kalabalık devrimci dostlarıma, dava arkadaşlarıma sonsuz hasret ve selamlarımı iletir… esenlikler dilerim!

(omerozkanefendi@gmail.com)

  • Tarih: 03.02.2015 15:53